29 Temmuz 2015 Çarşamba

Cidde'de Ramazan- Suudi Aile ile Sahur

Selamlar,

Taslak halinde bıraktığım kariyer fuarı yazımı paylaştıktan sonra, kariyer fuarında tanıştığım Suudlu genç kızların beni ramazanda sahura davet etmelerinden de bahsedeyim diye düşündüm. Hem Ramazan konseptime de uyacak:)

Ramazan Cidde'ye çok güzel geldi,hoş geldi. Zaman mevhumu, Ay'ın hareketlerine göre hesaplandığı için, ramazan ayının başlangıcı da , yeni ayın ilk çıktığı gece oluyor ve din alimleri, "ramazan yarın başlıyor" diye açıkladıktan sonra ramazan ayı resmen başlamış oluyor.

Ramazanın gelmesiyle bir her yer, İslamiyetin sembolü hilal motifleriyle bezendi. Sokaklar ışıltılı. Hatta evlerini ( pardon köşklerini demeliyim) LED ışıklarla çevreleyenler bile var.

Bizimde, hem ramazanda camileri hem de yılbaşında evleri yaptığımız gibi.

Marketlerin kasaları bile süsleniyor. Bu örtü ramazanın sembolü olmuş durumda. Restoranlarda,marketlerde,evlerde vb her yerde bunu görmek mümkün ramazan boyunca...



Birde renk renk desen desen kandiller.
Ramazan boyunca irili ufaklı, dükkanların vitrinlerini, restoranları , evleri süslüyor.
Zaten çok sevdiğim aksesuarlardır. Ben de görünce dayanamadım aldım bir tane.


Ramazan boyunca, yaşam tersine dönüyor. Yerel halk tüm gün öğlene kadar uyuyor ve iftardan sabahın ilk ışıklarına kadar uyanıklar.

Dükkanlar,alışveriş merkezleri de gece 3-4 e kadar açık. Öğleden sonra 14:00-15:00 gibi açılıyorlar. Tüm hayat ramazana göre renk değiştiriyor.

Bir haftanın sonunda ben de bu yaşam formuna geçtim.
Sabaha kadar oturuyor sonra da öğlen 14:00 e kadar uyuyordum söylemesi ayıp. Gece yatsam sahura kalkamamaktan korkuyordum önceleri açıkçası, sonra bütün ramazan bu şekilde takıldım.

Hayatımın hiçbir döneminde böyle gece yaşaması yapmadığım için ilk başlarda çok eğlenceli geldi, fakat ramazanın sonlarına doğru biraz bunalmış hissettim kendimi.

Tabi ki iş saatleri de ona göre ayarlandığından eşim gelene kadar yemek içmek hazırlıklarını yapıyor, üçten sonra market alışverişine gidiyorduk. İftardan sonra da bazen Corniche'e yürümeye, bazen alışveriş merkezlerine gittik. Bir keresinde de, adet yerini bulsun, yerel halkla kaynaşalım diye, İftar'a restorana gittik.

Açıkçası iftarlar ne kadar açık büfe olsa da , genelde hep ete dayalı olduğu için ve detoks programımızdan sonra salatalar bile yağlı geldiği için bir kere gitmek ve yaşamak yeterli geldi.

Servis açık büfe olduğundan , sofrada su, hurma oluyor fakat iftar saati yaklaşınca ilk önce kadınlar kalkıyor. Alacaklarını alıyorlar. Daha sonra erkekler sıraya geçiyor ve onlarda ikinci partiyi alıyorlar. Yemekten sonra bize tabakta tatlı geldi, meyveler açık büfeydi. Arap kahvesi içmeden de olmaz diyerek onu da içtik. Az yediğimizi zannetsek bile az yememiş olduğumuzu sofradan kalkamayınca anladık:)

Bu iftar yemeğinden bir iki gün sonra Suudi bacılarımdan mesaj geldi.

Suudi "bacılarımla",kariyer fuarında tanışmıştık. Çok güzel vakit geçirmiştik. Sonrasında da bir whatsapp grubu kurarak iletişimimize devam ettik. Hatta Nona , kahveye bayılıyordu. İlk Arap kahvemi, kariyer fuarında o bana ikram etmişti. Bende ona Türkiye'ye gidince, İstanbul-Eminönü'ndeki Kuru Kahveci Mehmet Efendi'den halis muhlis Türk kahvesi aldım.

Hem hediyemi vermek , hem de böyle %100 orijinal , geleneksel bir organizasyonun parçası olmak için davete hemen evet dedim.
Davet gece 22:30 da başlayacak, sahura kadar devam edecekti. Sahurumuzu da birlikte yapacaktık.
O zaman dedim ben bir eşime danışayım.Çünkü alışkanlıklarımızın dışında saatlerdi ama başka kültürleri bu yüzden seviyordum. Her olay bakış açımızı değiştiriyordu.

Eşim sağ olsun her zaman ki gibi bana kolaylık sağladı. Beni hem götürecek hem de sahurdan sonra  gelip alacaktı.

Davet Nona'nın evindeydi. Diğer arkadaşım Shadad da gelecek, hatta okuldan diğer arkadaşlarını da çağıracaktı. Gençlerle takılacağım için çok sevinçliydim.

Hediye olarak hem Türk kahvemi hem de değişik tarifleri karıştırıp icat ettiğim Vegan Çikilopsları yaptım. El emeğim olacağı için seveceklerini düşündüm açıkçası. Sevildi de.

Hediye paketlerim de, kendim de hazırdım. İçimde heyecan vardı. Ayrıca kendimi, Suudlu bir aileye bu şekilde davet edildiğim için çok şanslı hissediyordum.

Whatsapp konumları sağ olsun, orta doğu uzmanımız NAVIGON ablanın da yardımıyla evi elimizle koymuş gibi bulduk.

Eşim beni bıraktı. O da tereddütlü tabi ki, ama beni kırmak istemediğinden ve zaten ne tip insanlarla arkadaşlık kurduğumu bildiğinden içi daha rahattı.

Güzel şık bir villaydı konuk olacağım ev.

Geniş ve süslü sokak kapısından iç avluya geçtim. Sonra da evin ana kapısına. Zaten Nona, kız kardeşi ve annesi de beni orda bekliyordu.

İlk gelen bendim. Genelde böyle organizasyonlarda hep ilk gelen ben olurum. :)
Geç kalmaktansa erken gitmek her zaman tercihimdir.
Nona ile oturduk. Beni kız kardeşiyle ve annesi ile tanıştırdı.
Bu arada evlerinde çok rahatlar, haremlik bölge olduğundan ve o anda orada erkek olmadığından, peçesiz hatta türbansızlar.
Yani örneğin bizde türbanlı kadınlar, bir ortam sadece kadınlardan dahi oluşsa, türbanlarını çıkarmıyorlar.

Ama dışarıda peçeyle,eldiven ile gezen bu kadınlar, evlerinde gayet şık giyimliler, elbise, topuklu ayakkabı,kot,şık kısa kollu bluzlar... Saçlar salınık,fönlü.

Nona'nın annesi Arapça Öğretmeniydi!

Evet öğretmendi ve yeni emekli olmuştu. İngilizcesi de fena değildi , bazı kısımlarda Nona yardım etti ve çok güzel anlaştık. Nona " akıl " demekmiş. Kızına Akıl ismini koyan Suudlu Öğretmen bir kadın...

 Çok şaşırdım. Ama belli etmedim tabi ki :)


Suudi kadınlar çalışıyor mu çalışmıyor mu tartışmalarına tokat gibi bir cevaptı resmen. Evet çalışıyorlardı. Hayatın içindeydiler. Kızlarına üniversite okutuyorlardı. Nona, IT bölümünden mezundu, tıpkı Shadad gibi.

Shadad da biraz sonra geldi, Keyf Haliq ? dedim, gülerek şükür elhamdülillah we ente ? dedi, şükür elhamdülillah ,queyz dedim.

Onunla da bir süre konuştuk. Arapça kursumun tatile girdiğini anlattım. Malum hepimiz kariyer fuarında tanışmıştık. İş arayışlarının nasıl gittiğini sordum. İlerleme kaydettiğini,bir kaç yerle görüştüğünden bahsetti. Beni sordu, dedim ben yaz tatilindeyim. Gülüştük.

Daha sonra karşı komşuları olan genç kızlar geldi. Rohaan. Ruhan yani:)


Çok alımlıydı. Kaşlar, gözler,burun tabiri caizse ; yerindeydi. Okuldan arkadaşları da katılınca , ekibimiz tamamlandı. Bir Suudlu anne, 7-8 tane 20'li yaşlarının başında cıvıl cıvıl Suudlu genç kız, bir de 20'lerinin sonuna gelmiş ama içi hep 18lik olan Türk bir kadın. Kadro tamamdı.

Orta doğulu milletler bir araya gelince kaçınılmaz olan ortak kelime bulmaca ile bir süre eğlendik ve gece boyunca da ara sıra devam etti. Hava, defter, bereket,yani,aynı...

Kızların üçünün soy isimleri aynıydı. Bunun nasıl olduğunu anlattılar. Soy isimleri kabile isimlerine göre verilirmiş. Belli bölgelerde belli kabileler varmış, ve kişiler akraba olmasa bile o bölgedeki kabileden geliyorsa soy isimleri hep aynı oluyormuş.

Güzel gözlü - kaşlı kıza " kaşların dövme mi ? diye sordum. Laaaa Haram dedi :)  , İngilizcesi yok denecek kadar azdı ama Shadad ve Nona'nın yardımıyla anlaştık. Öyle ki gecenin sonunda elinde kalem ile benim kaşlarımı boyuyor, bana kaş boyamanın inceliklerinden bahsediyordu. :)

Nasıl oluyordu anlamıyordum ama mimiklerden, konuşurken ki el kol hareketlerinden, hal tavırlarından ne konuştuklarını çoğu zaman anlıyor gibiydim. Kendimi onaylar şekilde kafa sallarken bile buldum.

Hahahahah.

Güzel kaşlı kızın, 2 annesi, 9 kardeşi vardı, Nona'nın 5 , Shadad'ın 6.

Yani 5 in altında kardeş sayısı onlara hiç normal gelmiyordu. Sadece 1 kız kardeşim olduğuna inanmak istemediler bir süre, ben de eski geleneksel aile yapısında babaannemin 6 kardeş,dedemin 7 kardeş olduğunu ama şehir yaşamına uyum sağlarken kardeş sayılarının gittikçe azaldığından bahsettim.

Güzel kaşlı Rohaan tam bir Türk dizisi fanatiğiydi. Aşkı memnuyu defalarca izlemişti. Hatta Türkçe öğrenmeye bile çalıştığını söyledi. O kadar ki, gecenin sonuna doğru eşimi beni alması için aradığımda "Aşkım sen yavaştan gelmeye başlayabilirsin" dedim.O da Aşkım ve Yavaş kelimelerini anladı. Tekrar etti:)

Bizim dini nasıl yaşadığımızı çok merak ediyorlar. Özellikle duaları nasıl ettiğimizi soruyorlar. Bunu bana daha önce tanıştığım Suriye kökenli İngiliz bir bayan da sormuştu. Onlara duaların Arapçalarını ezberlediğimizi ve Türkçe mealini de okuduğumuzu anlattım. Ayrıca kendi dilimizde de dua ettiğimizi, önemli olanın niyet olduğunu da ekledim.

Ramazandan sonra evlenecek olan  arkadaşları da o gece oradaydı. Annesi Lübnanlı olduğu için, biraz daha beyaz olduğunu söyleyip gülüştüler. Beyaz olmak Araplar için çok önemli. Cildi beyazlaştırıcı bir çok kozmetik ürünleri var. Anladığım kadarıyla Arap erkekleri beyaz tenli kadınları çekici bulduğundan, Arap kadınlarında da beyaz tenliliğe karşı hem hayranlık hem de hafif bir kıskançlık duyuyorlar. Ve kendilerini beyazlatmak için uğraşıyorlar.

Laf evlilikten açıldığında,düğünlerden, geleneklerden bahsettik.

Bu sefer ben sordum.

Burada da Düğün yapmak o kadar maliyetliymiş ki, artık gelin-damat adayları bir araya gelip toplu düğün yapıyorlarmış.

Düğünler illaki yemekli oluyormuş.  Düğün saraylarının kirası da dudak uçuklatan cinsten olduğundan çözümü Toplu düğünlerde bulmuşlar.

Örneğin 7 adet gelin damat, bir salonu kiralıyor, misafirlerini çağırıyor. Kadın Erkek ayrı tabi ki. Her çiftin geliş saati ayrı oluyormuş. O aralıkta onun düğünü kutlanıyor sonra sıradaki çift geliyormuş.
Düğün yerinin ücreti, düğün başlamadan salondaki kişi/yemek sayısına göre alınıyor ve peşin olarak ödeniyormuş.

İşte bu Ramazandan sonra evlenecek arkadaşlarının düğünü tam 21 çiftlik. Kendileri de şaşkınlar çünkü daha önce böylesine onlarda hiç katılmamış.

Düğün davetiyelerini dağıtıyorlar.

Sindirellanın arabası var üstünde...

Bir de yemek fişleri. Bana mahcup bir şekilde beni de çağırmak isteyeceğini, fakat kişi sayısının çok fazla olduğunu söylüyor. Problem olmadığını söylüyorum.

Peki diyorum, evleneceğiniz kişiyi ilk kez düğünde mi görüyorsunuz? Bunu çok merak ediyorum.

Shadad başlıyor anlatmaya, evlenilecek yaşa gelince  kıza, talipler çıkar ve kızın ailesi de uygun gördüğü takdirde, talip kendi ailesi , çiçek ve çikolatalarıyla birlikte kızın evine gelirmiş.

Bizdeki kız isteme faslı yani.

Daha sonra, kız ile erkek , ayrı bir köşede, yarım saat kadar sohbet edermiş.
Peki dedim yüzünüzü açıyor musunuz? Erkek görüyor mu yüzünüzü?
Evet dedi , yüzümüzü açıp görüşüyoruz. Eğer sohbet etmekten hoşlanırsak ve olabileceğini düşünürsek, nişanlılık dönemi başlıyor.
Bu dönemde erkek tarafı hediyeler getirirmiş ve erkek, kızın evine gelip, ailesiyle birlikte olmak şartıyla kız ile birlikte vakit geçirebilirmiş.

Fakat nişanlıların birlikte dışarıya çıkması çok nadirmiş. Yapanlar var ama hala hoş karşılanmıyormuş. Onlara göre bu çok "Çılgınca bir şey".

Ben de ona , anneannemin, dedemi görmeden nasıl nişanlandığını, düğünden çok kısa bir süre önce birbirlerinin yüzünü gördüklerini anlattım.

Peki dedim anlaşamadınız ne oluyor.

"Ayrılıyoruz" dedi, çoğunda erkek tarafı eşyaları istemez ama kız tarafı geri verir.

Yani dedim " resmiyeti olmadığı için bir sorun çıkmıyor".

Hayır dedi "çıkmıyor."

Peki dedim Üniversite boyunca, hiç erkek ile tanışma fırsatınız oluyor mu? Eşimle beni anlattım , nasıl üniversite yıllarında tanışıp, evlendiğimizi...

Hayır dedi  maalesef , kız erkek ayrı eğitim olduğu için, bu şekilde tanışma şansımız yok.

Yaptığım Umre'yi anlatıyorum, çok seviniyorlar. Biz diyorlar bu aylarda pek gitmeyiz ki başka ülkelerden gelenler Kabe'yi rahatlıkla görsün. Bizim her zaman görme şansımız var diyorlar. Evet haklı bir gurur.

İkram kısmından bahsetmedim ki bu, Böyle bir davette asla görmezden gelinemeyecek bir ayrıntı. Bilakis, Suudların misafir ağırlaması, ikram , ikram , ikram üzerine kurulu, misafir memnuniyeti onlar için çok önemli.
İlk geldiğim anda, çok güzel bir kadehte buz gibi bir meyve suyu ikram ediliyor. Daha sonra su. Değişik hurmalar.Kurabiyeler... ( evin küçük kızı kendi hazırlamış)

Sahurda ise, cümle kapısının açıldığı büyük holde kurulan açık büfeye geçiyoruz. Benim vejetaryen olduğumu bildiklerinden , benim de yiyebileceğim ikramlar da hazırlamışlar. Et yemeğe oldukça düşkün olan bu milletin, bu ayrıntıyı hatırlayıp bana bu jesti yapması beni çok mutlu etti. Hatta Nona dedi ki , uzun bir süre , tavuksuz ve etsiz bir yemek nasıl olabilir diye düşündük dedi. Sonunda bulduklarımızı yaptık dedi. Çok keyifliydi.





Gecenin sonunda herkes benimle tek tek fotoğraf çekiliyor. Ben de kaşlarım boyalı şekilde, herkesin fotoğrafında ayrı gülüyorum. Eve gidince ailelerine gösterecekleri için toplu foto çekilmiyoruz. Kendimi bir film yıldızı gibi hissediyorum , onlara da söylüyorum. Onlar gibi yanaktan öpüşmeyi öğrendiğimi göstermek için , aynı yanakları birbirine değdirecek şekilde 6-7 defa muck muck yapıyorum. Ene arif diyorum. Kafamda sadece eşarp var , evin annesi diyor , iyice ört kafanı bakayım.
diyorum gece zaten kimse görmez beni, kıkırdayarak ayrılıyorum. Saat ne zaman 3 olmuş hiç anlamıyorum.

Yine güzel hatıralarla dolu bir gece geçiriyorum ve çok mutluyum. Evin annesi , kaşla göz arasında elime bir poşet tutuşturuyor.

Eşim kapıda, arabada bekliyor, arabaya biniyorum, gidiyoruz.

Eve geldiğimizde paketten sarmalar, salatalar,samosalar çıkıyor.

 Eşimde sahurunu onlarla yapıyor.

Gece uyumadan düşünüyorum,

Vatanımı... Türkiyeyi... Nasıl medeniyetler arasında köprü olduğunu... Bu köprü olma halinin içimize işlemesini...

Bir yanda İngiliz ya da Amerikalı arkadaşlarım, bir yanda Suudlu arkadaşlarım.

Doğu , Batı , Sentez derken yüzümde bir gülümsemeyle uyuyorum.



Sevgiyle Kalın.










0 yorum:

Yorum Gönder