Mükemmeliyetçilik; "oo harika bir özellik" olarak görülebilir, ama bu "hastalıktan" müzdarip bir insanın hayatını, o farkında olmadan, kabusa çevirebiliyor.
Yani kimi davranışlarını, bu mükemmeliyetçilikten kaynaklı , şunda daha esnek olmalıyım vs gibi değerlendirebilse de bazı davranışlar öyle kanıksanmış oluyor ki, hayatında zorluk çıkardığının bile farkına varmıyorsun.
Mesela bir restorana gitmeden önce istisnasız tüm yorumları, farklı bir kaç uygulamadan okurum, çevrede benzer restoran varsa onlarla karşılaştırırım ve restoran seçimimize bu filtrasyondan sonra karar veririm.
Bunun mükemmeliyetçiliğin bir parçası olduğunu, mükemmeliyetçilikle ilgili okuduğum bir makalede mevzu bahis olunca fark ettim. Aynı şey oteller, eğlence alanları vb. gibi planımın bir parçası olacak yerler için de geçerli.
Ya da bir işe , yeterince mükemmel olamayacağı için hiç başlayamamak, sonra bundan vicdan azabı duyarak o işi başlamayı bir daha ertelemek ve sonra o sorumluluk duygusu altında ezilmek olabilir.
Yazdığım yazıları , taslaklar halinde bırakıp, asla yayınlamamak ve bloğumda kopukluklara neden olmak, bu sırada hala blog için fotoğraflar çekmek, konuların birikmesi, hala en iyisini nasıl yazabilirim ile uğraşan bir zihin...
Hali ruhiyatım tam olarak bu olduğu için paylaşmak istedim. Tembellikten ziyade, kötü bir iş yapmama fobisi diyebiliriz. Ama korkularla yüzleşmek, üzerine gitmek gerekiyor. Bende en iyi yaptığım şeyi yapmaya karar verdim. Yazmak :)
Güzel bir Ramazan ayını geride bıraktıktan sonra, Ramazan ile duygu düşüncelerimi paylaşmayı istedim.
Cidde'de Ramazan...
Dinimi, gösterişten uzakta , içimde yaşayan , İzmirli laik bir kadınım. "Benim dinim bana, senin dinin sanadır yani. Benim ile Allah arasına kimseyi sokmam.
Ama şunu söyleyebilirim ki , 29 yıldır yaşadığım en güzel Ramazan'dı Cidde'de geçirdiğim ramazan. Dilerim nice ramazanları burada, bu huşu ve huzurla geçirebilirim.
Ramazanda , yazlık çalışma saatleri de tekrar düzenleniyor, çalışanlara büyük kolaylık sağlanıyor. Eşimin çalıştığı yer 9:00-15:00 ti örneğin.
Ben de bir ramazanı ilk defa çalışmadan geçirdim ve ilk haftasından sonra , aynı Suudilerin yaşadığı formata dönüştü hayatım. Sabah 06:00 ya kadar oturup, sonra öğlen 14:00 e kadar uyumak. Sonra iftar hazırlıkları, eşin gelmesi, ufak çapta bir alışveriş, sofranın hazırlanması,iftar, sonra tekrar dışarıya çıkış,eve varış,istiklal marşı ve kapanış :)
Ramazandan bir hafta önce uyguladığımız detoks planı ile ramazanı birleştirince, bizim için oldukça yenileyici , eşim ile bir 7şer kg kaybettiğimiz güzel bir dönem oldu. Hem de ramazanın asıl amacı olan nefis terbiyesini de yerine layıkıyla getirdiğimize inanıyorum. Devasa sofralarda tıka basa yemekten ziyade , az ve öz , olmayanın da halinden anlayarak , ibadetimizi yaptık. Hem ruhumuz, hem zihnimiz,hem de bedenimiz detoksifiye oldu:)
Ramazan Umresi
Bir akşam iftar yaparken, Tv de Kabe'den canlı yayını gördüm.72 milletten on binlerce Müslüman, İftarlarını Kabe de açıyorlardı. Eşime ben de Kabe'de iftar açmak istiyorum dedim, " tamam ayarlayalım gideriz" dedi.
Beni en çok etkileyen, TV'den de olsa hissetiğim, maalesef son günlerde ülkemizde iyice yitirdiğimiz, o kardeşlik , o dayanışma duygusunu görmekti Kabe'de. O an orada olmak, o atmosferi yaşamak istedim.
Hayatımda ilk defa Kabe'ye gidecektim, başladım yine araştırmaya, ve ilk defa Kabe'ye gideceklerin, ihrama girmesi gerektiği gerçeğini öğrendim. O da Umre demekti, Ramazanda olduğumuz için Ramazan Umresi yapmak düşüyordu.
Cidde'de yaşayan, yüz yüze tanışma fırsatını bulamadığım ama sorduklarımda bana yardımcı olan,fikir veren bir ablama danıştım ve bana yapmam gerekenleri anlattı.
Yani, kulunu yine vesile etti, biz aciz kullar olarak ayarlayalım derken, yine ayar çoktan yapılmış, hüküm çoktan verilmişti. Bize düşen bu davete icabet etmekti.
Üç gün içinde ihramlar alınmış, tavaf nedir say nedir öğrenilmiş hatta , hazırlayıp İnternet'e koyandan Allah razı olsun ve hakkını helal etsin, say ve tavaflarda yapılacak Türkçe duaları da korsan kitap şeklinde basarak hazır ettik:)
Gitmeden önceki son akşam, ertesi gün final sınavları varmış gibi, harıl harıl notları çalışıyor, indirdiğimiz kitaplardan yapacaklarımızı son kez gözden geçiriyorduk. Hissettiğim duygu tam olarak buydu. Sınava girmek:)
Son üç yılda o kadar çok haksızlığa uğramış,anlaşılamamış ve üzülmüştüm ki , gireceğim bu son sınav aslında beni bir üst sınıfa geçirecek gibi bir his vardı içimde.
Hiç bir şey tesadüf değildi. Birbirinden bağımsız duran ama geri dönüp baktığımda, hepsinin bir bütünün parçası olduğunu anladığım olaylar beni buraya getirmişti. Şimdi de umreye gidiyordum. Televizyonda Kabe'yi gördüğümde istediğim orada iftar açma duam, birden bire Ramazan Umre'sine dönüşmüştü. Akıştaydım ve her şey kolaylıkla halloluyordu.
Umreye gitmek isteyen, benim gibi acemiler için nacizane bir kaç öneride bulunmak isterim.
- Ramazan nedeniyle zaten oruçlu olacağımızdan, yanımıza zemzem suyunu koyabileceğimiz,iki plastik boş şişe aldık (ufaklardan)
- Arabamızla gideceğimizden, arabada bırakmak suretiyle, dönüş yolunda tüketeceğimiz gıdalar aldık . Biz meyve ve çiğ kuruyemiş tercih ettik ama, termosunuza çay doldurup, poğaça, börek vs de koyabilirsiniz.
- İnce seccade. Özellikle THYnin verdikleri ideal oluyor. (Burada yine bir gözlemime değinmeden duramayacağım; Arabistan'da geçirdiğim süre zarfında anladım ki, seccade, namaz kılınan yerlerin temizliği vb konulara Türkler çok daha fazla itimam gösteriyor. Amacım kimseyi yargılamak değil, sadece öncelik meselesi sanırım biraz. Araplar hemen hemen her yerde, seccadesiz bile namaza durabiliyorlarken, Türklerde, seccade, kılınacak yerin temizliği vb çok önemli, en azından biz ananelerimizden bu şekilde gördük öğrendik. Bu şekilde de devam ettiriyoruz.)
- Heybe türü çantalar. Yine Thynin verdiği ya da başka yerlerden temin edebileceğiniz, hafif,gösterişsiz ama eşyalarınızı taşıyacak kadar da sağlam çantalar.
- Erkekler için , ihrama girerken de kullanabileceği, bel çantası. Hem önemli evraklarınız,paranız vb. daha güvende oluyor, hem de ihramın alt kısmı bu bel çantası sayesinde sabitleniyor.
- Tesbih.
- Dua kitabınız.
- Küçük bir makas. ( umre bitince saçlarınızdan bir tutam kesmek için)
- Ufak bir havlu
- Tavaftan Saya geçerken, klimaların azizliğine uğramamak için, boyun bölgenize sarabileceğiniz ekstra bir şal.
- Kabe'ye girerken çıkaracağınız terliklerinizi koymak için boş poşet.
- Kadınlar için Kabede giyecekleri çorap ve yedeği.
Erkekler için ihram satın almak isteyenler, Mall'larda arap erkeklerine geleneksel beyaz kıyafetleri (Thobe) satan dükkanlarda bulmak mümkün. İlmeklerinin çok gevşek olmaması , çok ince olmaması ve yaz mevsimi içinde çok kalın olmaması gerekiyor. Kadınlar, zaten giymek zorunda oldukları abayalarını giyiyorlar,ayrı bir kıyafetleri yok. içinize sizi,eğilip kalkarken yürürken zorlamayacak ,pamuklu kıyafetler giyebilirsiniz.
Umre günü, gerekenleri yaptıktan sonra Cidde'deki evimizden ayrıldık ve Mekke'ye doğru yola çıktık. Çok heyecanlıydım, içim ,bayram sabahını iple çeken bir kız çocuğu gibi kıpır kıpırdı. Dualarımızı ettik. Mekke'de Haram bölgesine girince, arabada İhrama girdiğimizi gören polis bizi durdurup kimlik bile sormadan , umreciler için ayrılmış park alanına yönlendirdi.
Park alanı ücretsiz, oradan kalkan otobüslerde kişi başı geliş gidiş 10 SAR. Size bir bilet veriyorlar. Onu kaybetmeyin. Park alanının adı otobüslerin adı ile aynı. HAFIL. Otobüse bindikten sonra bir 15-20 dk daha yol gidiyorsunuz.
Sizi Kabe'nin dibine kadar bırakıyor sonra orada alıyor, sürekli var otobüsler.
Sıcak. Yani kelimenin tam anlamıyla çöl sıcağı ama garip bir şekilde hissetmiyorsunuz. Bir de oruç var, sevap puanları kat kat artıyor:))
Kabe'yi ilk kez göreceğiz ve tam olarak nerede olduğunu kestirmeye çalışıyoruz, çünkü başımız önde girmemiz gerek , Kabeyi tam olarak görünceye kadar. Eşim birden "başını öne eğ , ben yandım sen yanma" dedi, tabi ki şahin gözlü olduğu için hemen görmüş:) O alan aynı zamanda artık terlikleri çıkartıp,daha ilerisi için, erkeklerin çıplak ayak,bayanlarında çoraplı olarak ilerleyeceği koridor gibi bir alan . Yani birileri etrafta ayakkabılarını çıkartıyorsa sakın ola tam karşıya bakmayın, Kabe görünmeye başlıyor çünkü :)
Başımız önde Kabe'ye girdik.
Tamamen göreceğimiz bir yere gelinceye kadar da o şekilde yürüdük.
Gerisi, zaman ,mekandan kopmuş, zihnin yarattığı gerçeklik illüzyonu ile hakikat arasında gidip geldiğin, kalplere yapılan bir yolculuk...
Heyecanla ve tecrübesizlikle hemen Kabe'nin olduğu zemin katta, Kabe'ye yanaşmak istedik,diğer tüm gönüller gibi. Bir daha kine , böyle kalabalık bir dönemde gidersek, ikinci kattaki tavaf alanına çıkmayı tercih ederim.
Boyumuz posumuz olmasa ,silindir gibi ezeceklerdi sanki bizi. Resmen eşimde ben de izdiham çıkmasın insanlar birbiri üstüne kapaklanmasın diye set gibi ilerledik. Yani o da ben de aynı şeyi hissetmişiz. Aradan çekilsek yığılacak millet üst üste. Çok ilginç deneyim. Orada kimseyi yargılayamazsın,eleştiremezsin,off bu ne be diyemezsin, o an anlıyorsun. Hepsi kendi meşrebince Hakk'ın huzuruna gelmiş, yapabildiğinin en iyisini yapmak için uğraşıyor.
İlk tavafımda, sanki bedenimden ayrıldım da bir "an" kendime dışardan baktım. Ben burada ne yapıyordum? bana 29 yaşında umre yapacaksın deseler, asla inanmazdım, insan seline kapılmış,akışta sürükleniyordum. Yanımda , hayatımın her anında bana destek olmuş adam, hayat arkadaşım,eşim vardı. Hem şaşkındık hem de mutluyduk.Hem de ne büyük mutluluk. Kabe'yi görmek isteyip, Umre yapmamız gerektiğini öğrendiğinde azıcık mırın kırın eden eşim, şimdi 3.tavaftayız,3 tavaf duasına geç diyerek bana yardımcı oluyordu.
Dönmek, Dönmek. Aynı içinde bulunduğumuz Dünya Gibi, Saat yönünün tersine dönüyorduk. Zamanda geri gidiyorduk. Dünya gezegeninde yapılan ilk mabedin etrafında, biz de geçmişimizle yüzleşiyorduk. Yaptığımız hatalar için af diliyor, ağlıyor, kurtuluşu ümit ediyorduk...
Çöl sıcağıyla,insan kalabalığıyla,susuzlukla, insanı aciz kılan tüm gerçekliklerle yani kulluğumuzla yüzleşiyorduk.
Kurtuluş... Hatalardan ,günahlardan çok bana o hataları yaptıran , o günahları işleten,bilinçaltında kalıplaşmış, belki nedenini hiç bir zaman bilemeyeceğim, nasılını da Herşeyi bir amaç doğrultusunda Yaradana bıraktığım düşünce kalıplarından kurtuluş. İstediğim buydu. Hatalarımdan ders çıkarmak.
Ve bir daha tekrarlamamak.
Evden öğlen 14:30 çıktık, girdik ettik deyinceye kadar sanırım 15:30-16:00 oldu , 7 adet tavaf,7 adet sav namazları tam iftar vaktine yakın 18:45 gibi bitti.
Her şey Kabe de iftar yapmak istiyorum ile başlamıştı. Kadın erkek ayrıydı ama biz iftarımızı birlikte yapmak için yer arıyorduk. Herkes hurma dağıtıyordu birbirine. tavaftan sav a geçerken, boş pet şişelerimize zemzem suyumuzu koymuştuk. Arap kahvesi ve çayda vardı.oturduğumuz yer bir merdiven olduğu için bizi kaldırdılar. Yallah Hadji dediler :) öyle mi böyle mi derken , kadınlarla erkeklerin bir arada oturduğu , tam da Kabe'nin karşısında bir yere denk geldik. Seccademizi serdik , sularımızı doldurduk , ezanı beklemeye başladık.
İşte Tv'de görüp, içinde olmayı arzuladığım o yerdeydim. O anı hayatım boyunca unutamam. Yaşadığım o mutluluğu, coşkuyu tarif edecek kelime yok.
Hurma ve zemzem suyuyla orucumuzu açtık. zaten açlık yoktu. Susuzluk vardı. Kana kana içtim. Zemzemin özelliği, vücuttan ter ile atılmasıymış. Gerçekten o kadar suyu içmeme rağmen , hiç tuvalet ihtiyacı hissetmedim.
Sonra apar topar yemek faslını bitirdik, akşam namazı kılınacaktı. Şaşkolozca bakınırken birden Kabe'nin tam karşısında buldum kendimi. Bir kaç kadın gördüm yanına gittim . Eşimde ön taraftaki erkeklerin safına katıldı.
Her şey hem tam bir devinim halinde çok hızlı oluyordu, hem de zaman durmuş gibiydi. Belki de zaman boyutu etkisini yitirmişti, anlamlandıramıyordum.
Kalbimin atışlarını tüm bedenimde hissediyordum. Göğsüm yerinden çıkacak gibi titriyor, kendini her sıkışında, kalbimde biriken tortuyu dışarı atıyor, acı,keder,elem, o kalbi kırıklarla dolduran,yaralayan ve kanatan ne duygu var ise, hepsi gözyaşlarım aracılığıyla vücudumu terk ediyordu.
Arınmıştım.
Mutluydum.
Anlamıştım.
Bu acılara, cehaletim sebep olmuştu.
Dünyadaki tüm acılara, insanların cehaleti sebep oluyordu. Kendilerini bilememekten. Çabalamamaktan. Öyle ya kendini bilen, Rab'bini bilir. Kendini bilemeyen hayatı göstermelik, hep başkaları için yaşar. Sonra özünden uzaklaştıkça, kendine yabancı, Rab'bine yabancı,kaybolmuş ve mutsuz hisseder.
Ektiklerimi biçmiştim.
Tıpkı evrenin şaşmayan karma kanunda olduğu gibi.
Hepimiz ektiğimizi biçiyoruz. Ama biçerken ben bunu neden yaşıyorum? Burada ne gibi bir hatam oldu da bunu yaşadım demek yerine, bu bana ders, Allah sınava tabi tutuyor beni, falanca ile sınıyor, filanca bana zaten şunu şunu yapmıştı ondan oldu bu diyoruz.
Hayır bu durumu bizzat kendin yarattın. Düşündün , davrandın,huy haline getirdin. İstedin. O'da verdi.
Başkalarını suçlayarak aynı mutsuzluk girdabında dolanıp, sonra Yaradana isyan etmek, Kadere bak demek, kurnaz zihnin bir oyunu sadece.
Başınıza Her ne musibet geldi ise, kendi ellerinizle işlediklerinizden dolayı gelmiştir.Şura Suresi, 30
Başına Her ne geldi ise,aptallığından ötürü geldi,Çünkü gizli kapaklı işleri anlamadın gitti.Hz.Mevlana
Hepimize özgür irade verdi. Bu özgür iradeyi ne yönde kullanıyoruz. Elma yemek yerine armut yemeğimi seçiyoruz. Seçimlerimiz, insanı ihtiyaçlar üzerine mi kurulu, yoksa kendimizi değiştirmede , dönüştürmede daha iyi bir hayat yaratmada, başvuruyor muyuz irademize ?
Bugünden sonra aklımdan geçen düşünceye bile dikkat etmeye karar verdim.
Zihnimi bu şekilde eğitecektim.
Yaşamım, zihnimde ürettiğim düşüncelerin bir ürünüydü.
Aslında dinimizce emir olan her ibadet, zihni özgürleştirmeye, eğitmeye yarıyordu.
Gerçek manasını anlayabilene tabi ki.
Daha camiden çıkmadan dedikoduya başlıyorsan.
Durumu kurtarmak için , beyaz yalan diye masumlaştırmaya çalıştığın yalanlara sarılıyorsan.
Allah lafzını ağzından düşürmüyor, ama yanında çalışanı eziyor, insanlara burun kıvırıyor, kul hakkı yiyorsan.
Domuz eti yemiyor, ama komşun açken,açıktayken,dertte tasadayken, malınla mülkünle gösteriş yapıyorsan.
Alkol içmiyor, ama kana susamış bir vampir gibi başkalarının yaşam enerjisini içiyor, insanların, kalplerini kırıyor, duygularını istismar ediyorsan.
Kusura bakma, daha çok badire atlatacaksın. İçin hep huzursuz olacak. Mutlu olmayacaksın.
Bir gün anlayana kadar, aynı olay döngüsünde dolanacaksın.
Ama şu şunu yaparken ben nasıl bunu yapmam/söylemem. Zaten daha önce de söyledin/davrandın. Ama o kişi bu davranış kalıbına devam edecek. O değişmek istemiyor. Sen istiyorsan , aynı şekilde davranmayacaksın.
Gönül gerçekten samimiyetle istiyorsa , "Nasıl"ını evrene bırak, o sana çözümleri zaten sunuyor.
Allah isteye nasip etsin.
Beni çok etkileyen,dönüştüren deneyimler yaşadım.
Sevgiyle Kalın.
0 yorum:
Yorum Gönder