Bir önceki yazımın sonunda Cidde'de havadaki huzurdan bahsetmiştim. Tabi ki bunun bir çok sebebi olabilir. Sürekli ibadet edilmesi, asayişin olması, alım gücünün ve refahın yüksek olması ve tabii ki uzun bir bekleyişten sonra sevdiceğime kavuşmuş olmam sayılabilecek belli başlı mantıklı nedenler.
6 günde, evden dahi çıkmadan Cidde' de huzur olduğunu nereden bilebilirsin diye düşünebilirsiniz. Cidde'yi 6 günde bilemeyebilirsin ama 29 senedir kendimi bilmek ve bulmak için uğraşıyorum. Doğduğum anı da sayıyorum çünkü bu dünyaya bilmeye, öğrenmeye, hatırlamaya geldik.
Yaklaşık bir haftadır evden çıkmadım. Tr'de 3 gün evden çıkmasam derin bir umutsuzluğa kapılırdım. Duvarlar üzerime üzerime gelirdi. Nefsim önce fısıltıyla, sora uygun ortam oluşturduğunda bangır bangır, ne kadar değersiz olduğumu,hiçbir işe yaramadığımı, yaşamayı hak etmediğimi bağırır ve ben kendime acımaya, kendimi suçlamaya ve öfke duymaya başlardım. Tabi bunların altında çocukluktan gelen derin travmalar da var, e bu da başka bir yazının konusu olsun:)
Her neyse, şu an içimde sıkıntı yok. Benim gibi biri için olağanüstü bir durum bu. Depresyonu kronikleşmiş, hayatını bir şekilde stabilize etmeye uğraşan, bunun için ciddi bir mücadele veren, duygusal durumunun dengesini, araya odunlar sokarak, tahtalar çakarak korumaya çalışan birisi için, muhteşem bir performans sergiliyorum. Ama bunda bir zorunluluk yok, kendimi zorlayıp kontrol etmeye çalışırsam o denge titreşmeye başlar. Sonra gelsin kelebek etkisi:)
Kontrolsüz kontrol, çabasız çaba...Hahahaytt. Yaşasınnnnn!!
Kendimi ciddiyete davet ediyorum.
Hooop Geldim.
Evet.
Öhm.
Araştırmayı, okumayı, farklı kadim bilimleri merak etmeyi, onları öğrenmeye çalışmayı seviyorum. Değişik disiplinlerin, farklı yöntemler uygulayarak , nasıl aynı gerçeğe ulaştıklarını deneyimledim. Ve tabii ki bu deneyimler, çöldeki kum taneleri gibi.:)
Gel gelelim iki senedir yoga ve hint felsefesiyle, yaklaşık bir aydır da qi gong ve çin felsefesine merak duyuyorum. Öncesinde ezoterizm,tasavuf,spritüelizm ile de ilgilendim. tabi ki hala ilgileniyorum, çünkü bilgiler eklendikçe, birbirinin sağlaması gibi pekişiyor.
Farklı coğrafyalara ait bu iki ilimde de, insan vücudundaki enerji merkezlerinden bahseder. Yoga felsefesine göre, 7 ana 6 ara haricinde, ellerimizde, ayaklarımızda vücudumuzun geri kalan her yanında ufak girdaplar,kelime anlamıyla tekerlekler yani çakra merkezleri var.
Çi Gongta da 3 enerji merkezinden yani, Kasık bölgesi, karın bölgesi ve alın bölgesinden ve vücüdumuzu saran meridyenlerden bahseder.
Bu alanlar vücudumuza enerjinin girdiği, dönüştüğü, yükseldiği ve vücuda yayıldığıve iletildiği alanlar.Bu alanlardaki , bize ait olmayan enerji tıkanıkları, ileri vadede blokajlara, zihinsel rahatsızlıklara ve son olarak da fiziksel hastalıklara neden oluyor. Bu merkezlerdeki enerjileri arındırmak ve dengelemek için kadim uygarlıklar pek çok yönteme başvurmuş. Eski mısırdaki inisasyon odaları, ankh-tet in kullanımı ,uzak doğu felsefesinde , nefesler , mantralar, belli pozisyonda belli süre duruşlar.
Örneğin namazdaki rüku ya da secde deki duruşlar, yogadaki asanaların varyasyonları. Ya da şu sıralar merak saldığım Qi gongta, bir elin başın üzerinde tepe, yukarıya açık , diğer elin de , arkada, belin üzerinde , kol hafif kıvrık durduğu bir duruş var. Bu duruşu da semazenlerin, dönüşlerine başlarken aldığı pozisyona çok benzettim.
Yani Öz bir, özden gelen bilgi de bir, tek fark insanoğluna has irade ile bu bilgileri yorumlaması. Bu da benim yorumum tabi ki.:)
Üstte ne varsa, aşağıda da o var. Makro kozmosta olan her şey mikro kozmosta, küçük evrenimizde , yani bedenlerimizde de var. Tümevarım ile gidersek, vücudumuzda enerji merkezleri var, dünya da neden olmasın. İsmine Ley Hatları denen bu enerji merkezleri, dünya da pozitif ve negatif enerjilerin yoğun olduğu alanları bulmak için bir rehber niteliğinde.
Dünyanın akapunktur noktaları , çakra merkezleri, girdapları,düğümleri... Adına ne dersek diyelim, bizden geri olduklarına cahilce inandığımız o kadim uygarlıklar, piramidlerini, mabedlerini ,dikilitaşlarını, ibadet yerlerini hep bu ley hatlarının üzerine kurmuşlar.
Ley hatları ilk olarak 1921 yılında amatör Arkeolog ve yeryüzü fotoğrafçısı Alfred Watkins , "Early British Trackways" "Erken Dönem İngiliz Yolları" adlı kitabında gündeme getiriyor. Yaptığı incelemelerde, Britanya'nın yollarının temelini oluşturan antik roma yollarını inceliyor. Bunları incelerken de bu yolların da, daha eski antik uygarlıkların yollarının üzerine kurulduğunu fark ediyor. Alfred Watkins in kitabına ait ayrıntıları wikipedi sayfasında bulabilirsiniz.
John Mitchell in "View Over Atlantis" ," Atlantis Üzerine Görüşler" adlı kitabında, Çin Feng Shui sinini yeryüzü şekillerinin spiritüal ve mistik yönlerine değinmesinden de etkilenerek Ley hatları konusunu tekrar gündeme getiriyor
Atlantislilerin Ley hatlarını iletişim , haberleşme ve hatta ulaşım amacıyla kullandıklarına, Ley hatlarının dünyayı bir örümcek ağı gibi sardığına inanıldığı için de Amerikan yerlilerinin bu hatlara "Örümcek Kadın" dedikleri biliniyor.
Atlantislilerin altın çağı sona erdikten ve insanlık düşmeye başladıktan sonra, Ley hatlarının bozulduğuna ve eskisi gibi dünyayı sarıp sarmalamadığına fakat akışın bir şekilde devam ettiğine inanılıyor. (Kimine göre de bu akış insan vücudunun ayarlı olduğu 8-12 hertz arası olan alpha dalgasında). Bu ley hatlarının birbiri üzerine geldiği noktalara "düğüm" deniyor ve bu noktalarda tıpkı çakra noktalarında olduğu gibi güçlü akımlar,girdaplar oluşuyor. Bu akımlar pozitif ya da negatif olarak nitelendireceğimiz, girdabın yönüne bağlı olarak enerjiyi çeken ya da yükselten güce sahip olabiliyor.
Yine "varsayım " olarak , bu ley hatlarından en büyük olanlarından birine Saint Micheal deniyor ve İrlanda'dan başlayarak, İngiltere üzerinden Avrupa kıt'asını geçerek Kudüs, Mısır ve oradan da Mekke Suudi Arabistan'a ulaştığına inanılıyor. Bu sitede İngilizce olarak detayları var, ekstra bilgi almak isteyenler tıklayabilir.
Benim çok sevdiğim ve uğradığı haksızlıklar yüzünden üzüldüğüm ama yılmadan çalışmalarına devam etmiş dahi Nicola Tesla, havanın en ince geçirgen olduğunu bulduktan sonra kablosuz elektrik iletimi projesini geliştirir. Fakat Edison ve arkasındaki elektrik lobileri onu yine ciddiye almıyor. Ya da her zaman ki gibi projelerini araklayarak , Amerika'ya, ya da Amerika'yı kuran ilimunati yararına kullanılması için kötüye kullanıyor. Haarp projesinin, bunun bir uzantısı olduğu tahmin ediliyor. Kimilerine göre komplo teorisinden ileri gitmeyen bu söylemler, tipik illüminati taktiği olan 99 gerçeğin arasına bir yalanı sıkıştırma ile bizlerin hayatına sanki hiç yoklarmış gibi sokuluyor.
Nicola Tesla'nın ley hatlarını bildiğine ve kablosuz elektrik projesini bunun üzerine geliştirdiği de söylentiler arasında diyelim.
İnsanlığın şimdiye kadar pozitif bilimle bir şekilde bir açıklaması yapılamadığı için , bilim dünyasının mesafeli durduğu bir konu olan Ley hatları, tıpkı astroloji gibi günümüz de hala geçerliliği tartışılan bir subje.
Bilim, ley hatlarının var olup olmadığını tartışırken, günümüzde new age ile ilgilenenler, spiritüelistler, bu konuya ilgi duyuyor.
Kadim çin biliminde de Ley Hatları ,Dragon Lines - Ejderha Patikaları olarak biliniyor.
Negatif hatlar kara akım, pozitif hatlar beyaz akım olarak adlandırılıyor.Tıpkı vücudumuzdaki 12 merkez ve 8 özel meridyen toplamdaki 20 meridyen gibi, dünya da da 20 üçgen 12 beşgen enerji alanı belirlenmiş.Ve eski Çinli alimlerde bir bina yapılmadan önce, özel ekipmanlarıyla o yerin, beyaz akımlı bir yer mi kara akımlı bir yer mi olduğuna karar verirmiş.ve bazen bakır teller kullanarak bu alanları "topraklamaya" çalışırlarmış.
Tabi burada değinmeden geçemeyeceğim bir konu var. Mu Kıtasında yaşayan Mu uygarlığının, oradan da Atlantis uygarlığının olduğunu varsayarak, düşünüyorum , bu uygarlıklar, insan zihninin ve bedeninin en üst sınırlarına gelerek, ellerine geçirdikleri muazzam bilgileri kötüye kullanarak, dünyanın dengesini mahfettikleri için "helak olmuşlar". Toprak ana, sağlam bir felaketle bozulan dengesini geri döndürmeye çalışmış. Sonra oradan şu an bildiğimiz uygarlıklar doğmaya başlamış, ateşle mağaralarda ısınacak, tekrar tekerleği icat edecek kadar da düşmüşüz. Yazıyı keşfedip , tarihimizi yazmaya uğraşmışız. Ki bu kadim uygarlıkların yazıya gerek duymadığı çünkü beyinlerini tam kapasite kullandıkları için, başka bir yere kayıt etme gereği duymadıklarından bahsedilir.
Diyeceğim şu ki, Bre insanoğlu, sen ne melun şeysin ki , dünyanın dengesini yine mahvediyorsun, agaçları kesiyor, su kaynaklarını pisletip kurutuyor, dünyanın altını üstüne getirip enerji kaynakları olarak dünyanın canını, kanını sömürüyorsun. Bu bozulan denge ile pozitif, beyaz enerji alanlarının da dengesi bozuluyor, dünyanın içini oyduğun, dinamitlediğin için bu akışları da bozuyorsun. Sürekli kıyım ve vahşet peşinde olduğun için, bazı yerleri kara enerji ile dolduruyorsun. Özellikle savaşların, toplu katliamların yaşandığı yerler, kara enerji ile doluyor.
İnsanlık olarak sürekli aynı hataları yapıyoruz, kutsal kitaplarda sürekli helak olan kavimlerin hikayeleri var, atlantis , Mu'ya inanmıyorsak , Lut kavmine ve diğer helak olan kavimlere de mi inanmıyoruz. Neden hiç ders alamıyoruz ve sürekli aynı hataları yapıyoruz, İnsanın nakıslığı buradan mu geliyor , bunu anlayamıyorum. Gereken sıçramayı ne zaman yapacağız, yapsakta bunu manipüle etmeden nasıl sürdürebileceğiz, dünya insanının şu anki durumuna bakınca , hiç fikir yürütemiyorum.
Ve konumuzla ilgili olarak da Mekke ve Arafat dağının altı, bu beyaz enerjinin çok yoğun olduğu alanlar olduğunu da belirteyim.
Yukarıda da bahsettiğim, Saint Micheal olarak adlandırılan ley hattını atlantislilerin, atlantisin çöküşünden kaçan rahiplerin bilgilerini paylaştığı irlandadaki kelt druidlerinin , mısırdaki ra rahiplerinin , medeniyetin beşiği bu mezopotamya topraklarında nice alimin, bildiği,kullandığını düşünmek çoğu insana bu uzak bir fantazya, bilimkurgu gibi geliyor.
Analitik zihin, ancak 2*2=4 ü görünce rahatlıyor. Onun ötesini düşünmek, zihni bulandırıyor ve bilginin ve bilinmezliğin sınırsızlığı karşısındaki aciziyet, insanın egosunu korkutuyor.
29 yaşındayım, ve müthiş teknoloji ve bilgisayar çağına geçişin ortasına doğdum. Ben doğduğumda, telefonla aranacak kişinin numarası, saatler öncesinden santrale yazdırılır, ve telefon başında saatlerce aramanın gerçekleşmesi beklenirmiş. O zaman için, amerika'daki biriyle saat farkı gözetmeksizin görüntülü ve ücretsiz konuşabileceğin söylense, bunu söyleyen kişilerle dalga geçilir, akıl sağlığı kontrol ettirilir, arkasından da delirmiş damgası yapıştırılırdı. Ha bir de milletçe kullanmayı çok sevdiğimiz, başımıza icat çıkarma da bu alay etme ritüelinde mutlaka kullanılırdı.
Belki ley hatları da bundan 30 sene sonra eski ihtişamına geri dönmesi için onarılacak, bu hatlar vasıtasıyla moleküler transportasyon ile ışık hızında seyahetler edebileceğiz.
Neyse, başımıza icat çıkarmadan , biraz daha bilimsel bir konuya , Fi sabitine de bir sonraki yazımda değineceğim.
Sevgiyle, Işıkla, Pozitif enerjiyle kalın.


0 yorum:
Yorum Gönder