Ben de 28 yaşımda hayatımda reformlara neden olan , zincirleme bir reaksiyon gibi birbiri ardına dizilen ve her biri bendeki yeni bir beni açığa çıkartan olaylar yaşadım.
Bir Zümrüdüanka kuşu gibi yanarak küle dönüştüm ve sonra küllerimden yeniden doğdum. Bu da ayrı bir hikaye ya... Ara ara değinirim:)
Mevlana nın dediği gibi "ölmeden önce ölmek gerekiyor " Yaşamak için ama insan gibi, istediğin gibi, hayalini bile kurmaya korktuğun gibi yaşamak için önce nefsin, egonun, bencilliğin birer birer ölmesi gerekiyor.
Korku...
11 ay süren yalnızlık dönemim tam anlamıyla tek başınalığa dönüştüğü anda, yani kozamdan çıkıp bir kelebek olduğumda , artık kanatlarımı çırpmaktan korkmadığımı fark ettim. Bu kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlara has bir cesaret. Egonun duvarları inceldikçe, korkunun , endişelerin zihnin bir illüzyonu , bir oyunu olduğunu , perdenin ötesini gördüğümde anladım.
Korku ve endişelerden arınınca , yalnızlık da gitgide eriyor. Yerini tek başınalığa bırakıyor. Dimdik ayakta kalıyorsun, kuruntu yok, kendine güvensizlik yok.
Bu süreçte, söylemeyi öğrendiğim ve ağzımdan kararlı ve net bir şekilde o sesi çıkardığımda , hayatımın nasıl da düzene girdiğini gözlemlediğim sihirli bir kelime var.
HAYIR!
Çünkü o ilk hayırı söyleyemediğim için, dallanıp budaklanan ve başta da istemediğim halde ortasında hiç ama hiç istemediğim ve sonunda ise mutsuzlukla yüzleştiğim durumlarda buldum kendimi.Ve çok dikkat edilmesi gereken bir türle; "hayır diyemeyen ürkek insanları" sensörleriyle anında tespit edip bir asalak gibi sırtına yapışan insan kılığındaki psişik vampirler ile de tanıştım. Daha doğrusu hep hayatımdalarmış ama varlıklarını yeni tanımladım.
Bu farkındalık ve gözlemci kalabilmek, hayatımda güzel bir temizlik yapmama yardım etti, beni mutsuz eden herkesi, -istisnasız - herkesi, teker teker hayatımdan çıkardım. Yanlız kalırım diye korkmadım, çünkü bu parazitler hayatımdan çıktıkça benim enerjim çoğaldı, kendime yeter oldum, yoksunluk hissiyle sosyalliğe sarılıp enerjimi oraya buraya dağıtmadım, sadece sevdiğim insanlarla vakit geçirdim, birlikte paylaşımlar yaptığım, birbirimize değer kattığımız kişilerle...
Dedikodudan oldukça uzakta kaldım, hakkımda yapılanlar için ise suskunluğumu koruyup Allah 'a havale ettim. Sonra da oturdum izledim, ilahi adaletin tecellisini.. Tabi bunun için de sabır erdemi gerekiyor. Tevekkül etmeyi öğrenmek gerekiyor. Çünkü böyle bir durumda susmak eylemsizlik gibi algılanıyor, aslında eylemlerin en güçlüsü, bunu daha sonra idrak ediyorsun, böyle durumlarda susmak ve Allah' a havale etmek, yeri geldiğinde doğru kelamı etme gücü veriyor insana, böyle olunca az ama öz konuşuyorsun, yine enerjin sana kalıyor, oraya buraya boş muhabbetlerde harcamamış oluyorsun.
Sonra beni kıran, inciten insanların özümü değil , egomu incittiğini , kırdığını fark ettim. O sözün , beni delip geçipte çarptığı yer egomdu, ona direnen egomdu. Egoma kızmıyorum , beni hayatta tutan da o oldu , egosuz bir hayat mümkün değil ama nasıl ki tanımadığın biriyle hayat geçmezse, egonu da tanımadığın müddetçe hayat zindana dönüşüyor, suçu hep başkalarında arıyorsun, aynı insanları hayatına çekiyor, birbirine benzeyen aynı olayları yaşıyorsun. Ve bitmek bilemeyen şikayetlerine bir yenisini daha ekliyorsun. Kişilerin bana söylediği o sözün bende neden olduğu öfke için içime baktım, sebepleri çoğunluğun aksine dışarıda değil içimde aradım, karşıma çıkan herkes bana bir konuda aynalık ediyordu , bir bulmaca gibi bunları aramaktan zevk duymaya başladım. Kendimle çok eğlendiğimi fark ettim. Yalnızca sıkıcı insanlar sıkılır. Hiç sıkılmadım. Kendime katacak yeni şeyler aradım hep. Ön yargılarımı ve kalıpları kırmaya uğraştım. Ne kadar başarılı oldum, bunu ilerleyen günlerimde göreceğim inşallah.
Ön yargılar demiştim...
Bir hikayenin başlaması için, bir başka hikayenin bitmesi gerekiyor.
5 mart 2015 perşembe öğlenin de bindiğim uçakla yeni bir hikaye başladı.Doğma büyüme bir İzmirli olarak Suudi Arabistan'nın Cidde kentine geldim. Bu da ilk haftam. şimdiye kadar tuttuğum günlüklerde ve bloglarda bir serzeniş vardı, bana zarar veren insanlara karşı kırgınlıklarım, hayata karşı öfkem. Bunlarla yüzleşmem için dolu dolu bir yıl verdi bana hayat, çok ağladım , çok bunaldım , öfke nöbetleri geçirdim sonra durgunlaştım, tefekkür ettim, meditasyon yaptım, deniz kenarında yürüdüm, yeni insanlarla tanıştım, sonra tanıştığım yeni insanların bazıları da hayatıma girme amaçlarını yerine getirip hayatımdan çıktılar sonra onlardan aldığım dersle diğerlerini birleştirdim, bütünleştim. Asla oldum diyemem , hamdım, piştim , yanıyorum , yanma süreci de döngüsel ama şimdi 29 yaşımdayım, hayatın bana ikinci bir şans verdiğini hissediyorum.
Ve Cidden Cidde'deyim. ( bunu söylemeseydim olmazdı:)
0 yorum:
Yorum Gönder