26 Mart 2016 Cumartesi

COMPOUND HAYATI

Tekrar merhaba!!

Oldukça yoğun günler geçirdim ve neredeyse 6 aydır blogumu yazmadığımı farkettim. Bu süre zarfında tabi ki boş durmadım ve Cidde'nin altını üstüne getirmeye, bu şehir hakkında yeni yerler keşfetmeye devam ettim :)

Yılbaşında oturduğumuz apartman katından nihayetinde güzel ve odaları ışık alan bir compounda taşındık.

Cidde'deki Apartman katları evlerin büyüklüğü, yeniliği konusunda avantajlı olsa da pek çok konuda compoundlara göre dezavantajlı durumda.

Özellikle birbirine bakan apartman pencerelerine, bir de camlardaki filmler eklenince , bu güneşli memlekete tezat olarak gündüzleri ışık açıp oturmak zorunda kalıyorsunuz.

Genellikle Suudlu aileler oturduğu için asansör bekleyişlerindeki selamlaşmadan başka bir iletişim kuramıyorsunuz.

Compound'da yaşamanın avantajlarına gelirsek , öncelikle yaşadığınız compoundun insan profili seçim konusunda büyük bir etken.
Ne yazık ki son üç yılda compound fiyatları neredeyse %200 zamlanmış, ama yine de bazı compoundlarda yer bulmak için bir sene önceden adınızı yazdırmanız gerekiyor.

Compound un bana göre en önemli avantajı , duvarların içerisinde , ülkenizde alıştığınız her aktiviteyi rahatlıkla yapabilmeniz. Tabi ki abayasız gezmek en başı çekiyor.

İkinci en önemli özelliği de servis konusu, günde bir ya da iki kez muhakkak daha önce belirlenmiş programa göre sizi Mall'lara ve bazı meşhur merkezlere götürüyor. ( Bashawat, Mahmoud Saeed, Al Shatee gibi..)

Üçüncü avantaj, komşuluk ilişkileri, compoundunuz da muhakkak türk bir aile oluyor, en güzeli de değişik milletlerle bir arada yaşamak. Sabahları birileriyle selamlaşmak güne güzel başlamanız için yeterli bir sebep. İzmir'imin en sevdiğim özelliklerinden biri de, tanıdığın tanımadığın her insana güler yüzle iyi günler denmesi ve bunun gayet normal karşılanması.

Bu arada belirmeden geçemeyeceğim, İzmir hariç Türkiye'nin bazı illerinde verdiğim selamı kendim aldığım çok oldu, ama Arabistan'da buna hiç rastlamadım , herkes selam veriyor ve alıyor.

Bundan sonraki avantajlar tamamen sizin kişisel çabanıza, girişimciliğinize , hayattan beklentinize kalıyor.

Mesela benim gibi tenis dersleri ayarlayabilir, hafta da iki yüzmeye gidebilir ya da compoundun gymden faydalanabilirsiniz.

Toplu yapılan kahvaltı, barbekü etkinliklerine katılabilir yeni arkadaşlar edinebilir, farklı milletlerin değişik mutfaklarını deneyebilirsiniz.

Bahçeli bir evde oturacak kadar şanslıysanız, çöl ikliminde yetişen rengarenk çiçekleri yetiştirebilir, toprakla uğraşıp stresinizi atabilirsiniz.

Farklı compoundlardaki arkadaşlarınızla havuz partileri düzenleyebilir, tatil köyü konseptinin tadını çıkartabilirsiniz.

Servis şöförü ile ilişkileri iyi tutup ( 1-5-10 sar bahşişler çalışanları çok mutlu ediyor), kimsenin olmadığı servis saatlerinde, farklı alışveriş merkezlerine gidip oradaki işlerinizi halledebilirsiniz.
Alınan kıyafetlerin değiştirilmesi gibi :))

Kısacası, compound da hayatınızı kolaylaştıran çok fazla şey var.

Compoundların listelerini pek çok yerde bulabilirsiniz ama ben gezdiğim ve beğendiğim compoundların isimlerini vereceğim.

1)Sharbatly Compound : içinde marketi, restoranı, fırını vs herşeyi olan oldukça fazla nufuslu bir compound. girişte güvenlik kontrolünden geçiyorsunuz. Türk populasyonu çok yüksek , 40 a yakın türk aile var. Evler için bir sene önceden bekleme listesine grmeniz gerekiyor. evler genellikle prefabrik ama betonarme olanları da var.
2) Baseteen Compound : İngiliz uluslararası okuluna oldukça yakın, içinde birden fazla sayıda havuzu olan, restoranı ve marketi olan fakat oldukça pahalı bir compound.
3) Sierre Arabian Homes : Genellikle avrupalı populasyonun kaldıgı, içinde bowling salonunun bile olduğu büyük bir compound. Evler betonarme.
4) Binzagr Villa compound .70-80 villa tipi evden oluşan çok büyük olmayan ama temiz bir compound. Evleri bizim alışık olduğumuz avrupayi biçimde ve evler betonarme. içinde market ya da restoran yok. Yüzme havuzu ve gym i var
5) Sari Palms Compound : Fakiah Aquariuma çok yakın, oldukça ufak (30 ailelik) bir compound. İçerisi Jungle gibi, çok büyük palmiye ağaçları ve güzel büyük bir havuzu var. Bildiğim kadarıyla türk nufus yok.

Bunun dışında büyük küçük pek çok compound var. Küçük bir araştırmayla listelere ulaşabilirsiniz, güncelliklerini bilmediğim için paylaşamıyorum.

Sari Palmdan bir görüntü.



Bahçemden bir görüntü

Bahçemde yetiştirdiğim çöl çiçekleri


Sevgiyle Kalın





DÜNYANIN EN GÜZEL ARABİSTANI...

Birden o en uzak çin bahçeleri yalnız bahçeleri
Yerini bulup yerleştiriyorum yaşamamda
Kararsız insanlığım şanı kervanları
Arşidük Franz'ın on iki bölüm sarayında akşamüstü çayları
Neden aklıma vuruyor anlamıyorum neleri var bende
Keskin ayışıklannda titrek düğümler
Durup aklıma geliyor benim bir teyzem varmış bir adam almış onu Arabistana götürmüş
--Adamlar kadınlan alıp Arabistan'a götürürlerdi
Dünyanın en güzel Arabistanı'na 
Duruyorum beni büyüler bağlıyor yarasa kuşları beni
Açın bütün defterlerimi bütün kitaplarımı bir şaşarsınız
Aşk anlıyorum kadınlarda buğulu buğulu denizler
Yalınkatlığı kolaylığı açın kitaplarımı

Kaç kez başladım kaç kez başardım kaldırdım attım
Sürüm sürüm dökük saçık saçık ölüler gibi ardımda
Kaç kez attımsa ne kolay attım
Biliyordum o çin bahçeleri o yalnız bahçeleri Biliyordum
--Adamlar kadınlan alıp Arabistana götürürlerdi balkonlu evlere koyarlardı gündüz işlerinde güçlerinde onların evlerde beklediğini düşünüp hızlanırlardı onları kucaklarlardı, çocuk yaptırırlardı onlara.
Bunları bilince kolayca atıyorum sürgün kırallar gibi umurumda olmuyorlar
Ellerini kapı tokmağına bağlayıp kırbaçlıyorum
O yıkıntıları boğuntuları mutsuzlukları kırbaçlıyorum
Biliyorum çünkü o çin bahçeleri o en eski zamanlarda
-Adamlar kadınlan alıp Arabistana götürürlerdi
Dünyanın en güzel Arabistanı'na...

Turgut UYAR


Sevdiceğinin yanında olunca, tüm Arabistanlar, dünyanın en güzel Arabistan'ı :))



29 Temmuz 2015 Çarşamba

Ciddeye Gelirken;-3- Abaya Seçimi

  • ABAYALAR


Öncelikle , kapalı olmadığım için bu konuda hiç bir bilgi sahibi olmadan gitmiştim Türkiye'de ilk  abayamı almaya.

Tabii ki huyum gereği, gitmeden araştırdım ama kumaş, tür, desen bunları bilmiyordum açıkçası.

Bana göre almanız gereken Abayalar mutlaka ama mutlaka Fermuarlı olmalı. Ben toplamda 4 abaya almıştım ikisi fermuarlı, ikisi önden düğmeli.

Düğmeli olanlar eğilip kalkarken ,açılabiliyor, o yüzden fermuarlılar daha pratik.

Yine Fermuarlı ama farklı bir modeli de Cidde'ye gelince aldım.
Modelimizin ismi "KLOŞ" .


Kumaş çok çok önemli. Benim aldığım kumaşlar, bence buraya göre kalınmış. Ki alırken bana normal gelmişti. O sebepten burada daha incelerini aldım. Ve sanırım almaya da devam edeceğim. :)
Kadın her yerde kadın. Abaya ile örtüneceksin dendiğinde de başlıyor çeşit çeşit abayaları almaya.

Bu arada Kumaş, Arapçada da Gumaş , İpek de ipek :)

Pamuklular da mavi, gri kahverengi gibi alternatifler var. Ve Cidde'de bu renkler giyilebiliyor.
Hatta, benim favori rengim MOR giyeni dahi gördüm:)

Bir diğer önemli konu; Abayanın boyu ayak bileklerinizi geçsin.

Burada bir yere sürünecek şekilde uzun olarak giyiyorlar bir de tam yer hizasında.

Maalesef Türkiye'den aldığım, bu ayrıntıyı bilmediğimden , ayak bileklerime kadardı.
Giyebilirsiniz tabii ki ,sorun yok ama estetik kaygılarınız var ise ki tüm kadınların az veya çok vardır,  istediğiniz ayakkabıyı giyemiyorsunuz. Mesela spor ayakkabı ile ayak bileklerinizde bir abaya çok komik oluyor.

Boyunuzun ölçüsünü alın yani,

1.78lik boyumla ben 60 numara aldım.

Buradaki Abayaların fiyatlarına gelince, gerçekten fiyat aralığı çok değişik. Abaya da bir statü meselesi.

Mesela , Star Mall Avenue 'da ki buranın en lüks alışveriş merkezlerinden biri, özel tasarım abayalar var. Kumaşı, dizaynı, desenleri hemen farkediyor ve 1500-2000 SAR aralığında değişiyor.

Mall of Arabia 'da baktığım dükkanlarda fiyat aralıkları 900-450 SAR arasıydı.

Sonra Hera Mall'da 17.18. kapıya yakın bir dükkanda, indirimde 200 SAR a bir model vardı. Onu aldım.

Ve tabii , bence abayayı almanız gereken iki yer var. Bunlar en son keşfim.

Birincisi AL-Balad da, Eski Jeddah'daki dükkanlar. (Kemeraltı,  benzeri bir yer)
Biz geçen Cuma ,eski şehri gezmeye gittik. orada bu dükkanı gördüm. Ve gerçekten içinde binbir çeşit renk ve desende abaya var. Buradan aşağıdaki şu abayayı aldım. Fiyatı ise 150 SAR.


İkinci mekan ise Souk-Al Shate, denen , Shate Çarşısı. Züccaciye,kıyafet,abaya her şeyi bulmak mümkün. Araçlar için park yerleri de var. Biz Cuma Akşamı gittiğimizde, dükkanların arasında kalan alan tam bir panayır yeri gibiydi. Çok kalabalıktı.Ama görülmeye değerdi.
İşte buradaki abayacılar da oldukça çeşitli ve uygun fiyatlı. Ben bir günlük abaya kotamı doldurduğum için almadım. Ama pamuklu, mavi abayalardan almaya buraya gideceğim.



Türkiye'de ilk baktığım yer tanesine 300 TL demişti, daha sonra Ümraniye'de Sultan's Ferace diye bir yerden 4 tanesini 300 TL ye aldım. Dubai koleksiyonuymuş. İndirim reyonundaydı.

Türkiye'den aldığım Abayalar;






Bunların altına ek dantel , kumaş vs süslü birşeyler diktirip uzatmayı planlıyorum. Çok beğenerek almıştım çünkü, şıkır şıkır.

-BAŞ ÖRTÜSÜ

. Abayayla birlikte mutlaka takım olarak alın. Abayanın takımı olan örtüsü yoksa başka abaya bakın , onu almayın. Ciddiyim.

Benim şu anda iki abayama uygun baş örtüm yok. Burada hep abayalar baş örtüsü ile takım olarak satılıyor.

Arabistandan aldığım abaya;

Arabistan'dan aldığım modelin baş örtüsü;
Tül gibi bir kumaşı var, Türkiye'den aldıklarım satendi. Saten olanları kullanışlı bulmadım açıkçası.Nefes almadığı için sıcak basıyor.





Burada ilk başlarda, örtü içine giyilen bonelerden takıyordum. Saten olan baş örtüsü başka türlü durmuyor ya da ben alışık olmadığımdan olsa gerek, sürekli kayıyor,sıyrılıyor ve ben etrafıma bakmak yerine baş örtüsü ile bir debeleniyordum.

Saten olandan bu tül gibi olana geçince, boneyi giymeye gerek kalmadı.
Kayma problemi de sona erdi.
Ayrıca,baş örtüsünü, saçın önü, hafif görünecek şekilde,şal gibi atarak da kullanabilirsiniz.

Burada hiç görmediğim , Türkiye'den aldığım, bence müthiş bir buluş olan,baş örtüsü aksesuarını takdim ediyorum:

Ta Da!





Bu magnetlerle baş örtünüzü tutturuyorsunuz, mıknatıs özelliği olduğu içinde kayıp,düşmüyor. Ben bir de ufak boyunu almıştım ama iki kere silikonlamış olmama rağmen yine taşı düştü. Büyük boyu sapasağlam.


Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim. Sadece Suudi kadınlar, peçe,eldiven giyiyorlar. Mısırlılar,Pakistanlılar ve diğer müslümanlar şal gibi , ya saç görünmeyecek hizada ya da görünecek şekilde takıyorlar.

Gayri müslümanlar , başörtüsü takmıyor. Ben şarışın, mavi gözlü, boylu, poslu olmama rağmen bu riski almadım. Çünkü Türkçe konuşuyoruz. Oradan anlaşılıyor.

Hiç mutawwa yani din polisi görmedim.Ama denk gelirseniz ve kıyafetinizi beğenmezse, kimlik, pasaport sorup, sizi uyarma hakkına sahiplermiş. Dikkat edin.

Bize Müslüman mısınız diye sorduklarında ne diyeceğiz ?

Yes mi?

Tabii ki de hayırrr!!

"Şükür Elhamdülillah" , diyoruz ve bizi çok seviyorlar :)

En son başka bir ipucu vereyim, bavullarla ilgili. Bunu çoğu kişi yapmıyor. Vejetaryen olduğum için, uçuştan en çok üç gün önce, hava yolu firmasını arayıp, menü seçimimi yapıyorum ve mutlaka ama mutlaka bagaj hakkımı da kontrol ettiriyorum. Bu son gidişimde, normalde 30 kg olan bagaj hakkım, 40kg a çıkmıştı. (Direk İstanbul'dan uçtuğum için)

Tabii ki önden arayıp öğrendiğim için hemen bir bavul daha hazırladım:)

Ve yine uçuş gününde, online check-in yapıp yerimi seçtiğim halde, biletimi alakasız bir koltuğa vermişlerdi. Tabii , o an online check in yapmış olmanın verdiği güvenle,hiç kontrol etmemiştim. Kahve içmek için oturduğumda farkettim. Neyse ki geldiğim uçak boştu da yine cam kenarına geçebildim. Bu Cidde'ye gelen uçaklar biraz farklı olaylar oluyor. Genelde Hacca, Umre'ye giden yaşlılar olduğu için , son dakika değişiklikleri, yer ayarlamaları vs. değişebiliyor.

Benden söylemesi.

 İşte böylece yeni yuvama uçtum geldim, dişi kuş misali kurdum.

Pamuk ananeciğim,iyi saatte olsun, hep şöyle tembihler bana, " Kızım , kapını kapadığında, her şey dışarıda kalır,üzülme"

Kapımı kapıyorum. Herkes ve herşey dışarıda kalıyor.

Ve artık üzüntü benden çok uzak.


Sevgiyle

Cidde'de Ramazan- Suudi Aile ile Sahur

Selamlar,

Taslak halinde bıraktığım kariyer fuarı yazımı paylaştıktan sonra, kariyer fuarında tanıştığım Suudlu genç kızların beni ramazanda sahura davet etmelerinden de bahsedeyim diye düşündüm. Hem Ramazan konseptime de uyacak:)

Ramazan Cidde'ye çok güzel geldi,hoş geldi. Zaman mevhumu, Ay'ın hareketlerine göre hesaplandığı için, ramazan ayının başlangıcı da , yeni ayın ilk çıktığı gece oluyor ve din alimleri, "ramazan yarın başlıyor" diye açıkladıktan sonra ramazan ayı resmen başlamış oluyor.

Ramazanın gelmesiyle bir her yer, İslamiyetin sembolü hilal motifleriyle bezendi. Sokaklar ışıltılı. Hatta evlerini ( pardon köşklerini demeliyim) LED ışıklarla çevreleyenler bile var.

Bizimde, hem ramazanda camileri hem de yılbaşında evleri yaptığımız gibi.

Marketlerin kasaları bile süsleniyor. Bu örtü ramazanın sembolü olmuş durumda. Restoranlarda,marketlerde,evlerde vb her yerde bunu görmek mümkün ramazan boyunca...



Birde renk renk desen desen kandiller.
Ramazan boyunca irili ufaklı, dükkanların vitrinlerini, restoranları , evleri süslüyor.
Zaten çok sevdiğim aksesuarlardır. Ben de görünce dayanamadım aldım bir tane.


Ramazan boyunca, yaşam tersine dönüyor. Yerel halk tüm gün öğlene kadar uyuyor ve iftardan sabahın ilk ışıklarına kadar uyanıklar.

Dükkanlar,alışveriş merkezleri de gece 3-4 e kadar açık. Öğleden sonra 14:00-15:00 gibi açılıyorlar. Tüm hayat ramazana göre renk değiştiriyor.

Bir haftanın sonunda ben de bu yaşam formuna geçtim.
Sabaha kadar oturuyor sonra da öğlen 14:00 e kadar uyuyordum söylemesi ayıp. Gece yatsam sahura kalkamamaktan korkuyordum önceleri açıkçası, sonra bütün ramazan bu şekilde takıldım.

Hayatımın hiçbir döneminde böyle gece yaşaması yapmadığım için ilk başlarda çok eğlenceli geldi, fakat ramazanın sonlarına doğru biraz bunalmış hissettim kendimi.

Tabi ki iş saatleri de ona göre ayarlandığından eşim gelene kadar yemek içmek hazırlıklarını yapıyor, üçten sonra market alışverişine gidiyorduk. İftardan sonra da bazen Corniche'e yürümeye, bazen alışveriş merkezlerine gittik. Bir keresinde de, adet yerini bulsun, yerel halkla kaynaşalım diye, İftar'a restorana gittik.

Açıkçası iftarlar ne kadar açık büfe olsa da , genelde hep ete dayalı olduğu için ve detoks programımızdan sonra salatalar bile yağlı geldiği için bir kere gitmek ve yaşamak yeterli geldi.

Servis açık büfe olduğundan , sofrada su, hurma oluyor fakat iftar saati yaklaşınca ilk önce kadınlar kalkıyor. Alacaklarını alıyorlar. Daha sonra erkekler sıraya geçiyor ve onlarda ikinci partiyi alıyorlar. Yemekten sonra bize tabakta tatlı geldi, meyveler açık büfeydi. Arap kahvesi içmeden de olmaz diyerek onu da içtik. Az yediğimizi zannetsek bile az yememiş olduğumuzu sofradan kalkamayınca anladık:)

Bu iftar yemeğinden bir iki gün sonra Suudi bacılarımdan mesaj geldi.

Suudi "bacılarımla",kariyer fuarında tanışmıştık. Çok güzel vakit geçirmiştik. Sonrasında da bir whatsapp grubu kurarak iletişimimize devam ettik. Hatta Nona , kahveye bayılıyordu. İlk Arap kahvemi, kariyer fuarında o bana ikram etmişti. Bende ona Türkiye'ye gidince, İstanbul-Eminönü'ndeki Kuru Kahveci Mehmet Efendi'den halis muhlis Türk kahvesi aldım.

Hem hediyemi vermek , hem de böyle %100 orijinal , geleneksel bir organizasyonun parçası olmak için davete hemen evet dedim.
Davet gece 22:30 da başlayacak, sahura kadar devam edecekti. Sahurumuzu da birlikte yapacaktık.
O zaman dedim ben bir eşime danışayım.Çünkü alışkanlıklarımızın dışında saatlerdi ama başka kültürleri bu yüzden seviyordum. Her olay bakış açımızı değiştiriyordu.

Eşim sağ olsun her zaman ki gibi bana kolaylık sağladı. Beni hem götürecek hem de sahurdan sonra  gelip alacaktı.

Davet Nona'nın evindeydi. Diğer arkadaşım Shadad da gelecek, hatta okuldan diğer arkadaşlarını da çağıracaktı. Gençlerle takılacağım için çok sevinçliydim.

Hediye olarak hem Türk kahvemi hem de değişik tarifleri karıştırıp icat ettiğim Vegan Çikilopsları yaptım. El emeğim olacağı için seveceklerini düşündüm açıkçası. Sevildi de.

Hediye paketlerim de, kendim de hazırdım. İçimde heyecan vardı. Ayrıca kendimi, Suudlu bir aileye bu şekilde davet edildiğim için çok şanslı hissediyordum.

Whatsapp konumları sağ olsun, orta doğu uzmanımız NAVIGON ablanın da yardımıyla evi elimizle koymuş gibi bulduk.

Eşim beni bıraktı. O da tereddütlü tabi ki, ama beni kırmak istemediğinden ve zaten ne tip insanlarla arkadaşlık kurduğumu bildiğinden içi daha rahattı.

Güzel şık bir villaydı konuk olacağım ev.

Geniş ve süslü sokak kapısından iç avluya geçtim. Sonra da evin ana kapısına. Zaten Nona, kız kardeşi ve annesi de beni orda bekliyordu.

İlk gelen bendim. Genelde böyle organizasyonlarda hep ilk gelen ben olurum. :)
Geç kalmaktansa erken gitmek her zaman tercihimdir.
Nona ile oturduk. Beni kız kardeşiyle ve annesi ile tanıştırdı.
Bu arada evlerinde çok rahatlar, haremlik bölge olduğundan ve o anda orada erkek olmadığından, peçesiz hatta türbansızlar.
Yani örneğin bizde türbanlı kadınlar, bir ortam sadece kadınlardan dahi oluşsa, türbanlarını çıkarmıyorlar.

Ama dışarıda peçeyle,eldiven ile gezen bu kadınlar, evlerinde gayet şık giyimliler, elbise, topuklu ayakkabı,kot,şık kısa kollu bluzlar... Saçlar salınık,fönlü.

Nona'nın annesi Arapça Öğretmeniydi!

Evet öğretmendi ve yeni emekli olmuştu. İngilizcesi de fena değildi , bazı kısımlarda Nona yardım etti ve çok güzel anlaştık. Nona " akıl " demekmiş. Kızına Akıl ismini koyan Suudlu Öğretmen bir kadın...

 Çok şaşırdım. Ama belli etmedim tabi ki :)


Suudi kadınlar çalışıyor mu çalışmıyor mu tartışmalarına tokat gibi bir cevaptı resmen. Evet çalışıyorlardı. Hayatın içindeydiler. Kızlarına üniversite okutuyorlardı. Nona, IT bölümünden mezundu, tıpkı Shadad gibi.

Shadad da biraz sonra geldi, Keyf Haliq ? dedim, gülerek şükür elhamdülillah we ente ? dedi, şükür elhamdülillah ,queyz dedim.

Onunla da bir süre konuştuk. Arapça kursumun tatile girdiğini anlattım. Malum hepimiz kariyer fuarında tanışmıştık. İş arayışlarının nasıl gittiğini sordum. İlerleme kaydettiğini,bir kaç yerle görüştüğünden bahsetti. Beni sordu, dedim ben yaz tatilindeyim. Gülüştük.

Daha sonra karşı komşuları olan genç kızlar geldi. Rohaan. Ruhan yani:)


Çok alımlıydı. Kaşlar, gözler,burun tabiri caizse ; yerindeydi. Okuldan arkadaşları da katılınca , ekibimiz tamamlandı. Bir Suudlu anne, 7-8 tane 20'li yaşlarının başında cıvıl cıvıl Suudlu genç kız, bir de 20'lerinin sonuna gelmiş ama içi hep 18lik olan Türk bir kadın. Kadro tamamdı.

Orta doğulu milletler bir araya gelince kaçınılmaz olan ortak kelime bulmaca ile bir süre eğlendik ve gece boyunca da ara sıra devam etti. Hava, defter, bereket,yani,aynı...

Kızların üçünün soy isimleri aynıydı. Bunun nasıl olduğunu anlattılar. Soy isimleri kabile isimlerine göre verilirmiş. Belli bölgelerde belli kabileler varmış, ve kişiler akraba olmasa bile o bölgedeki kabileden geliyorsa soy isimleri hep aynı oluyormuş.

Güzel gözlü - kaşlı kıza " kaşların dövme mi ? diye sordum. Laaaa Haram dedi :)  , İngilizcesi yok denecek kadar azdı ama Shadad ve Nona'nın yardımıyla anlaştık. Öyle ki gecenin sonunda elinde kalem ile benim kaşlarımı boyuyor, bana kaş boyamanın inceliklerinden bahsediyordu. :)

Nasıl oluyordu anlamıyordum ama mimiklerden, konuşurken ki el kol hareketlerinden, hal tavırlarından ne konuştuklarını çoğu zaman anlıyor gibiydim. Kendimi onaylar şekilde kafa sallarken bile buldum.

Hahahahah.

Güzel kaşlı kızın, 2 annesi, 9 kardeşi vardı, Nona'nın 5 , Shadad'ın 6.

Yani 5 in altında kardeş sayısı onlara hiç normal gelmiyordu. Sadece 1 kız kardeşim olduğuna inanmak istemediler bir süre, ben de eski geleneksel aile yapısında babaannemin 6 kardeş,dedemin 7 kardeş olduğunu ama şehir yaşamına uyum sağlarken kardeş sayılarının gittikçe azaldığından bahsettim.

Güzel kaşlı Rohaan tam bir Türk dizisi fanatiğiydi. Aşkı memnuyu defalarca izlemişti. Hatta Türkçe öğrenmeye bile çalıştığını söyledi. O kadar ki, gecenin sonuna doğru eşimi beni alması için aradığımda "Aşkım sen yavaştan gelmeye başlayabilirsin" dedim.O da Aşkım ve Yavaş kelimelerini anladı. Tekrar etti:)

Bizim dini nasıl yaşadığımızı çok merak ediyorlar. Özellikle duaları nasıl ettiğimizi soruyorlar. Bunu bana daha önce tanıştığım Suriye kökenli İngiliz bir bayan da sormuştu. Onlara duaların Arapçalarını ezberlediğimizi ve Türkçe mealini de okuduğumuzu anlattım. Ayrıca kendi dilimizde de dua ettiğimizi, önemli olanın niyet olduğunu da ekledim.

Ramazandan sonra evlenecek olan  arkadaşları da o gece oradaydı. Annesi Lübnanlı olduğu için, biraz daha beyaz olduğunu söyleyip gülüştüler. Beyaz olmak Araplar için çok önemli. Cildi beyazlaştırıcı bir çok kozmetik ürünleri var. Anladığım kadarıyla Arap erkekleri beyaz tenli kadınları çekici bulduğundan, Arap kadınlarında da beyaz tenliliğe karşı hem hayranlık hem de hafif bir kıskançlık duyuyorlar. Ve kendilerini beyazlatmak için uğraşıyorlar.

Laf evlilikten açıldığında,düğünlerden, geleneklerden bahsettik.

Bu sefer ben sordum.

Burada da Düğün yapmak o kadar maliyetliymiş ki, artık gelin-damat adayları bir araya gelip toplu düğün yapıyorlarmış.

Düğünler illaki yemekli oluyormuş.  Düğün saraylarının kirası da dudak uçuklatan cinsten olduğundan çözümü Toplu düğünlerde bulmuşlar.

Örneğin 7 adet gelin damat, bir salonu kiralıyor, misafirlerini çağırıyor. Kadın Erkek ayrı tabi ki. Her çiftin geliş saati ayrı oluyormuş. O aralıkta onun düğünü kutlanıyor sonra sıradaki çift geliyormuş.
Düğün yerinin ücreti, düğün başlamadan salondaki kişi/yemek sayısına göre alınıyor ve peşin olarak ödeniyormuş.

İşte bu Ramazandan sonra evlenecek arkadaşlarının düğünü tam 21 çiftlik. Kendileri de şaşkınlar çünkü daha önce böylesine onlarda hiç katılmamış.

Düğün davetiyelerini dağıtıyorlar.

Sindirellanın arabası var üstünde...

Bir de yemek fişleri. Bana mahcup bir şekilde beni de çağırmak isteyeceğini, fakat kişi sayısının çok fazla olduğunu söylüyor. Problem olmadığını söylüyorum.

Peki diyorum, evleneceğiniz kişiyi ilk kez düğünde mi görüyorsunuz? Bunu çok merak ediyorum.

Shadad başlıyor anlatmaya, evlenilecek yaşa gelince  kıza, talipler çıkar ve kızın ailesi de uygun gördüğü takdirde, talip kendi ailesi , çiçek ve çikolatalarıyla birlikte kızın evine gelirmiş.

Bizdeki kız isteme faslı yani.

Daha sonra, kız ile erkek , ayrı bir köşede, yarım saat kadar sohbet edermiş.
Peki dedim yüzünüzü açıyor musunuz? Erkek görüyor mu yüzünüzü?
Evet dedi , yüzümüzü açıp görüşüyoruz. Eğer sohbet etmekten hoşlanırsak ve olabileceğini düşünürsek, nişanlılık dönemi başlıyor.
Bu dönemde erkek tarafı hediyeler getirirmiş ve erkek, kızın evine gelip, ailesiyle birlikte olmak şartıyla kız ile birlikte vakit geçirebilirmiş.

Fakat nişanlıların birlikte dışarıya çıkması çok nadirmiş. Yapanlar var ama hala hoş karşılanmıyormuş. Onlara göre bu çok "Çılgınca bir şey".

Ben de ona , anneannemin, dedemi görmeden nasıl nişanlandığını, düğünden çok kısa bir süre önce birbirlerinin yüzünü gördüklerini anlattım.

Peki dedim anlaşamadınız ne oluyor.

"Ayrılıyoruz" dedi, çoğunda erkek tarafı eşyaları istemez ama kız tarafı geri verir.

Yani dedim " resmiyeti olmadığı için bir sorun çıkmıyor".

Hayır dedi "çıkmıyor."

Peki dedim Üniversite boyunca, hiç erkek ile tanışma fırsatınız oluyor mu? Eşimle beni anlattım , nasıl üniversite yıllarında tanışıp, evlendiğimizi...

Hayır dedi  maalesef , kız erkek ayrı eğitim olduğu için, bu şekilde tanışma şansımız yok.

Yaptığım Umre'yi anlatıyorum, çok seviniyorlar. Biz diyorlar bu aylarda pek gitmeyiz ki başka ülkelerden gelenler Kabe'yi rahatlıkla görsün. Bizim her zaman görme şansımız var diyorlar. Evet haklı bir gurur.

İkram kısmından bahsetmedim ki bu, Böyle bir davette asla görmezden gelinemeyecek bir ayrıntı. Bilakis, Suudların misafir ağırlaması, ikram , ikram , ikram üzerine kurulu, misafir memnuniyeti onlar için çok önemli.
İlk geldiğim anda, çok güzel bir kadehte buz gibi bir meyve suyu ikram ediliyor. Daha sonra su. Değişik hurmalar.Kurabiyeler... ( evin küçük kızı kendi hazırlamış)

Sahurda ise, cümle kapısının açıldığı büyük holde kurulan açık büfeye geçiyoruz. Benim vejetaryen olduğumu bildiklerinden , benim de yiyebileceğim ikramlar da hazırlamışlar. Et yemeğe oldukça düşkün olan bu milletin, bu ayrıntıyı hatırlayıp bana bu jesti yapması beni çok mutlu etti. Hatta Nona dedi ki , uzun bir süre , tavuksuz ve etsiz bir yemek nasıl olabilir diye düşündük dedi. Sonunda bulduklarımızı yaptık dedi. Çok keyifliydi.





Gecenin sonunda herkes benimle tek tek fotoğraf çekiliyor. Ben de kaşlarım boyalı şekilde, herkesin fotoğrafında ayrı gülüyorum. Eve gidince ailelerine gösterecekleri için toplu foto çekilmiyoruz. Kendimi bir film yıldızı gibi hissediyorum , onlara da söylüyorum. Onlar gibi yanaktan öpüşmeyi öğrendiğimi göstermek için , aynı yanakları birbirine değdirecek şekilde 6-7 defa muck muck yapıyorum. Ene arif diyorum. Kafamda sadece eşarp var , evin annesi diyor , iyice ört kafanı bakayım.
diyorum gece zaten kimse görmez beni, kıkırdayarak ayrılıyorum. Saat ne zaman 3 olmuş hiç anlamıyorum.

Yine güzel hatıralarla dolu bir gece geçiriyorum ve çok mutluyum. Evin annesi , kaşla göz arasında elime bir poşet tutuşturuyor.

Eşim kapıda, arabada bekliyor, arabaya biniyorum, gidiyoruz.

Eve geldiğimizde paketten sarmalar, salatalar,samosalar çıkıyor.

 Eşimde sahurunu onlarla yapıyor.

Gece uyumadan düşünüyorum,

Vatanımı... Türkiyeyi... Nasıl medeniyetler arasında köprü olduğunu... Bu köprü olma halinin içimize işlemesini...

Bir yanda İngiliz ya da Amerikalı arkadaşlarım, bir yanda Suudlu arkadaşlarım.

Doğu , Batı , Sentez derken yüzümde bir gülümsemeyle uyuyorum.



Sevgiyle Kalın.










Cidde'de Ramazan-Ramazan Umresi

Selamlar,

Mükemmeliyetçilik; "oo harika bir özellik" olarak görülebilir, ama bu "hastalıktan" müzdarip bir insanın hayatını, o farkında olmadan, kabusa çevirebiliyor.

Yani kimi davranışlarını, bu mükemmeliyetçilikten kaynaklı , şunda daha esnek olmalıyım vs gibi değerlendirebilse de bazı davranışlar öyle kanıksanmış oluyor ki, hayatında zorluk çıkardığının bile farkına varmıyorsun.

Mesela bir restorana gitmeden önce istisnasız tüm yorumları, farklı bir kaç uygulamadan okurum, çevrede benzer restoran varsa onlarla karşılaştırırım ve restoran seçimimize bu filtrasyondan sonra karar veririm.
Bunun mükemmeliyetçiliğin bir parçası olduğunu, mükemmeliyetçilikle ilgili okuduğum bir makalede mevzu bahis olunca fark ettim. Aynı şey oteller, eğlence alanları vb. gibi planımın bir parçası olacak yerler için de geçerli.

Ya da bir işe , yeterince mükemmel olamayacağı için hiç başlayamamak, sonra bundan vicdan azabı duyarak o işi başlamayı bir daha ertelemek ve sonra o sorumluluk duygusu altında ezilmek olabilir.

Yazdığım yazıları , taslaklar halinde bırakıp, asla yayınlamamak ve bloğumda kopukluklara neden olmak, bu sırada hala blog için fotoğraflar çekmek, konuların birikmesi, hala en iyisini nasıl yazabilirim ile uğraşan bir zihin...

Hali ruhiyatım tam olarak bu olduğu için paylaşmak istedim. Tembellikten ziyade, kötü bir iş yapmama fobisi diyebiliriz. Ama korkularla yüzleşmek, üzerine gitmek gerekiyor. Bende en iyi yaptığım  şeyi yapmaya karar verdim. Yazmak :)

Güzel bir Ramazan ayını geride bıraktıktan sonra, Ramazan ile duygu düşüncelerimi paylaşmayı istedim.

Cidde'de Ramazan...


Dinimi, gösterişten uzakta , içimde yaşayan , İzmirli laik bir kadınım. "Benim dinim bana, senin dinin sanadır yani. Benim ile Allah arasına kimseyi sokmam.

Ama şunu söyleyebilirim ki , 29 yıldır yaşadığım en güzel Ramazan'dı Cidde'de geçirdiğim ramazan. Dilerim nice ramazanları burada, bu huşu ve huzurla geçirebilirim.

Ramazanda , yazlık çalışma saatleri de tekrar düzenleniyor, çalışanlara büyük kolaylık sağlanıyor. Eşimin çalıştığı yer 9:00-15:00 ti örneğin.

Ben de bir ramazanı ilk defa çalışmadan geçirdim ve ilk haftasından sonra , aynı Suudilerin yaşadığı formata dönüştü hayatım. Sabah 06:00 ya kadar oturup, sonra öğlen 14:00 e kadar uyumak. Sonra iftar hazırlıkları, eşin gelmesi, ufak çapta bir alışveriş, sofranın hazırlanması,iftar, sonra tekrar dışarıya çıkış,eve varış,istiklal marşı ve kapanış :)

Ramazandan bir hafta önce uyguladığımız detoks planı ile ramazanı birleştirince, bizim için oldukça yenileyici , eşim ile bir 7şer kg kaybettiğimiz güzel bir dönem oldu. Hem de ramazanın asıl amacı olan nefis terbiyesini de yerine layıkıyla getirdiğimize inanıyorum. Devasa sofralarda tıka basa yemekten ziyade , az ve öz , olmayanın da halinden anlayarak , ibadetimizi yaptık. Hem ruhumuz, hem zihnimiz,hem de bedenimiz detoksifiye oldu:)

Ramazan Umresi


Bir akşam iftar yaparken, Tv de Kabe'den canlı yayını gördüm.72 milletten on binlerce Müslüman, İftarlarını Kabe de açıyorlardı. Eşime ben de Kabe'de iftar açmak istiyorum dedim, " tamam ayarlayalım gideriz" dedi.

Beni en çok etkileyen, TV'den de olsa hissetiğim, maalesef son günlerde ülkemizde iyice yitirdiğimiz, o kardeşlik , o dayanışma duygusunu görmekti Kabe'de. O an orada olmak, o atmosferi yaşamak istedim.

Hayatımda ilk defa Kabe'ye gidecektim, başladım yine araştırmaya, ve ilk defa Kabe'ye gideceklerin, ihrama girmesi gerektiği gerçeğini öğrendim. O da Umre demekti, Ramazanda olduğumuz için Ramazan Umresi yapmak düşüyordu.

Cidde'de yaşayan, yüz yüze tanışma fırsatını bulamadığım ama sorduklarımda bana yardımcı olan,fikir veren bir ablama danıştım ve bana yapmam gerekenleri anlattı.

Yani, kulunu yine vesile etti, biz aciz kullar olarak ayarlayalım derken, yine ayar çoktan yapılmış, hüküm çoktan verilmişti. Bize düşen bu davete icabet etmekti.

Üç gün içinde ihramlar alınmış, tavaf nedir say nedir öğrenilmiş hatta , hazırlayıp İnternet'e koyandan Allah razı olsun ve hakkını helal etsin, say ve tavaflarda yapılacak Türkçe duaları da korsan  kitap şeklinde basarak hazır ettik:)

 Gitmeden önceki son akşam, ertesi gün final sınavları varmış gibi, harıl harıl notları çalışıyor, indirdiğimiz kitaplardan yapacaklarımızı son kez gözden geçiriyorduk. Hissettiğim duygu tam olarak buydu. Sınava girmek:)

Son üç yılda o kadar çok haksızlığa uğramış,anlaşılamamış ve üzülmüştüm ki , gireceğim bu son sınav aslında beni bir üst sınıfa geçirecek gibi bir his vardı içimde.

Hiç bir şey tesadüf değildi. Birbirinden bağımsız duran ama geri dönüp baktığımda, hepsinin bir bütünün parçası olduğunu anladığım olaylar beni buraya getirmişti. Şimdi de umreye gidiyordum. Televizyonda Kabe'yi gördüğümde istediğim orada iftar açma duam, birden bire Ramazan Umre'sine dönüşmüştü. Akıştaydım ve her şey kolaylıkla halloluyordu.


Umreye gitmek isteyen, benim gibi acemiler için nacizane bir kaç öneride bulunmak isterim.

  • Ramazan nedeniyle zaten oruçlu olacağımızdan, yanımıza zemzem suyunu koyabileceğimiz,iki plastik boş şişe aldık (ufaklardan)
  • Arabamızla gideceğimizden, arabada bırakmak suretiyle, dönüş yolunda tüketeceğimiz gıdalar aldık . Biz meyve ve çiğ kuruyemiş tercih ettik ama, termosunuza çay doldurup, poğaça, börek vs de koyabilirsiniz.
  • İnce seccade. Özellikle THYnin verdikleri ideal oluyor. (Burada yine bir gözlemime değinmeden duramayacağım; Arabistan'da geçirdiğim süre zarfında anladım ki, seccade, namaz kılınan yerlerin temizliği vb konulara Türkler çok daha fazla itimam gösteriyor. Amacım kimseyi yargılamak değil, sadece öncelik meselesi sanırım biraz. Araplar hemen hemen  her yerde, seccadesiz bile namaza durabiliyorlarken, Türklerde, seccade, kılınacak yerin temizliği vb çok önemli, en azından biz ananelerimizden bu şekilde gördük öğrendik. Bu şekilde de devam ettiriyoruz.)
  • Heybe türü çantalar. Yine Thynin verdiği ya da başka yerlerden temin edebileceğiniz, hafif,gösterişsiz ama eşyalarınızı taşıyacak kadar da sağlam çantalar.
  • Erkekler için , ihrama girerken de kullanabileceği, bel çantası. Hem önemli evraklarınız,paranız vb. daha güvende oluyor, hem de ihramın alt kısmı bu bel çantası sayesinde sabitleniyor.
  • Tesbih.
  • Dua kitabınız.
  • Küçük bir makas. ( umre bitince saçlarınızdan bir tutam kesmek için)
  • Ufak bir havlu
  • Tavaftan Saya geçerken, klimaların azizliğine uğramamak için, boyun bölgenize sarabileceğiniz ekstra bir şal.
  • Kabe'ye girerken çıkaracağınız terliklerinizi koymak için boş poşet.
  • Kadınlar için Kabede giyecekleri çorap ve yedeği.


Erkekler için ihram satın almak isteyenler, Mall'larda arap erkeklerine geleneksel beyaz kıyafetleri (Thobe) satan dükkanlarda bulmak mümkün. İlmeklerinin çok gevşek olmaması , çok ince olmaması ve yaz mevsimi içinde çok kalın olmaması gerekiyor. Kadınlar, zaten giymek zorunda oldukları abayalarını giyiyorlar,ayrı bir kıyafetleri yok. içinize sizi,eğilip kalkarken yürürken zorlamayacak ,pamuklu kıyafetler giyebilirsiniz.


Umre günü, gerekenleri yaptıktan sonra Cidde'deki evimizden ayrıldık ve Mekke'ye doğru yola çıktık. Çok heyecanlıydım, içim ,bayram sabahını iple çeken bir kız çocuğu gibi kıpır kıpırdı. Dualarımızı ettik. Mekke'de Haram bölgesine girince, arabada İhrama girdiğimizi gören polis bizi durdurup kimlik bile sormadan , umreciler için ayrılmış park alanına yönlendirdi.
Park alanı ücretsiz, oradan kalkan otobüslerde kişi başı geliş gidiş 10 SAR. Size bir bilet veriyorlar. Onu kaybetmeyin. Park alanının adı otobüslerin adı ile aynı. HAFIL. Otobüse bindikten sonra bir 15-20 dk daha yol gidiyorsunuz.




Sizi Kabe'nin dibine kadar bırakıyor sonra orada alıyor, sürekli var otobüsler.

Sıcak. Yani kelimenin tam anlamıyla çöl sıcağı ama garip bir şekilde hissetmiyorsunuz. Bir de oruç var, sevap puanları kat kat artıyor:))

Kabe'yi ilk kez göreceğiz ve tam olarak nerede olduğunu kestirmeye çalışıyoruz, çünkü başımız önde girmemiz gerek , Kabeyi tam olarak görünceye kadar. Eşim birden "başını öne eğ , ben yandım sen yanma" dedi, tabi ki şahin gözlü olduğu için hemen görmüş:) O alan aynı zamanda artık terlikleri çıkartıp,daha ilerisi için, erkeklerin çıplak ayak,bayanlarında çoraplı olarak ilerleyeceği koridor gibi bir alan . Yani birileri etrafta ayakkabılarını çıkartıyorsa sakın ola tam karşıya bakmayın, Kabe görünmeye başlıyor çünkü :)

Başımız önde Kabe'ye girdik.
Tamamen göreceğimiz bir yere gelinceye kadar da o şekilde yürüdük.

Gerisi, zaman ,mekandan kopmuş, zihnin yarattığı gerçeklik illüzyonu ile hakikat arasında gidip geldiğin, kalplere yapılan bir yolculuk...

Heyecanla ve tecrübesizlikle hemen Kabe'nin olduğu zemin katta, Kabe'ye yanaşmak istedik,diğer tüm gönüller gibi. Bir daha kine , böyle kalabalık bir dönemde gidersek, ikinci kattaki tavaf alanına çıkmayı tercih ederim.
Boyumuz posumuz olmasa ,silindir gibi ezeceklerdi sanki bizi. Resmen eşimde ben de izdiham çıkmasın insanlar birbiri üstüne kapaklanmasın diye set gibi ilerledik. Yani o da ben de aynı şeyi hissetmişiz. Aradan çekilsek yığılacak millet üst üste. Çok ilginç deneyim. Orada kimseyi yargılayamazsın,eleştiremezsin,off bu ne be diyemezsin, o an anlıyorsun. Hepsi kendi meşrebince Hakk'ın huzuruna gelmiş, yapabildiğinin en iyisini yapmak için uğraşıyor.
İlk tavafımda, sanki bedenimden ayrıldım da bir "an" kendime dışardan baktım. Ben burada ne yapıyordum? bana 29 yaşında umre yapacaksın deseler, asla inanmazdım, insan seline kapılmış,akışta sürükleniyordum. Yanımda , hayatımın her anında bana destek olmuş adam, hayat arkadaşım,eşim vardı. Hem şaşkındık hem de mutluyduk.Hem de ne büyük mutluluk. Kabe'yi görmek isteyip, Umre yapmamız gerektiğini öğrendiğinde azıcık mırın kırın eden eşim, şimdi 3.tavaftayız,3 tavaf duasına geç diyerek bana yardımcı oluyordu.

Dönmek, Dönmek. Aynı içinde bulunduğumuz Dünya Gibi, Saat yönünün tersine dönüyorduk. Zamanda geri gidiyorduk. Dünya gezegeninde yapılan ilk mabedin etrafında, biz de geçmişimizle yüzleşiyorduk. Yaptığımız hatalar için af diliyor, ağlıyor, kurtuluşu ümit ediyorduk...

Çöl sıcağıyla,insan kalabalığıyla,susuzlukla, insanı aciz kılan tüm gerçekliklerle yani kulluğumuzla yüzleşiyorduk.

Kurtuluş... Hatalardan ,günahlardan çok bana o hataları yaptıran , o günahları işleten,bilinçaltında kalıplaşmış, belki nedenini hiç bir zaman bilemeyeceğim, nasılını da Herşeyi bir amaç doğrultusunda Yaradana bıraktığım düşünce kalıplarından kurtuluş. İstediğim buydu. Hatalarımdan ders çıkarmak.
Ve bir daha tekrarlamamak.


Evden öğlen 14:30 çıktık, girdik ettik deyinceye kadar sanırım 15:30-16:00 oldu , 7 adet tavaf,7 adet sav namazları tam iftar vaktine yakın 18:45 gibi bitti.

Her şey Kabe de iftar yapmak istiyorum ile başlamıştı. Kadın erkek ayrıydı ama biz iftarımızı birlikte yapmak için yer arıyorduk. Herkes hurma dağıtıyordu birbirine. tavaftan sav a geçerken, boş pet şişelerimize zemzem suyumuzu koymuştuk. Arap kahvesi ve çayda vardı.oturduğumuz yer bir merdiven olduğu için bizi kaldırdılar. Yallah Hadji dediler :) öyle mi böyle mi derken , kadınlarla erkeklerin bir arada oturduğu , tam da Kabe'nin karşısında bir yere denk geldik. Seccademizi serdik , sularımızı doldurduk , ezanı beklemeye başladık.


İşte Tv'de görüp, içinde olmayı arzuladığım o yerdeydim. O anı hayatım boyunca unutamam. Yaşadığım o mutluluğu, coşkuyu tarif edecek kelime yok.

Hurma ve zemzem suyuyla orucumuzu açtık. zaten açlık yoktu. Susuzluk vardı. Kana kana içtim. Zemzemin özelliği, vücuttan ter ile atılmasıymış. Gerçekten o kadar suyu içmeme rağmen , hiç tuvalet ihtiyacı hissetmedim.

Sonra apar topar yemek faslını bitirdik, akşam namazı kılınacaktı. Şaşkolozca bakınırken birden Kabe'nin tam karşısında buldum kendimi. Bir kaç kadın gördüm yanına gittim . Eşimde ön taraftaki erkeklerin safına katıldı.

Her şey hem tam bir devinim halinde çok hızlı oluyordu, hem de zaman durmuş gibiydi. Belki de zaman boyutu etkisini yitirmişti, anlamlandıramıyordum.

Kalbimin atışlarını tüm bedenimde hissediyordum. Göğsüm yerinden çıkacak gibi titriyor, kendini her sıkışında, kalbimde biriken tortuyu dışarı atıyor, acı,keder,elem, o kalbi kırıklarla dolduran,yaralayan ve kanatan ne duygu var ise, hepsi gözyaşlarım aracılığıyla vücudumu terk ediyordu.

Arınmıştım.

Mutluydum.

Anlamıştım.

Bu acılara, cehaletim sebep olmuştu.
Dünyadaki tüm acılara, insanların cehaleti sebep oluyordu. Kendilerini bilememekten. Çabalamamaktan. Öyle ya kendini bilen, Rab'bini bilir. Kendini bilemeyen hayatı göstermelik, hep başkaları için yaşar. Sonra özünden uzaklaştıkça, kendine yabancı, Rab'bine yabancı,kaybolmuş ve mutsuz hisseder.

Ektiklerimi biçmiştim.
Tıpkı evrenin şaşmayan karma kanunda olduğu gibi.
Hepimiz ektiğimizi biçiyoruz. Ama biçerken ben bunu neden yaşıyorum? Burada ne gibi bir hatam oldu da bunu yaşadım demek yerine, bu bana ders, Allah sınava tabi tutuyor beni, falanca ile sınıyor, filanca bana zaten şunu şunu yapmıştı ondan oldu bu diyoruz.

Hayır bu durumu bizzat kendin yarattın. Düşündün , davrandın,huy haline getirdin. İstedin. O'da verdi.
Başkalarını suçlayarak aynı mutsuzluk girdabında dolanıp, sonra Yaradana isyan etmek, Kadere bak demek, kurnaz zihnin bir oyunu sadece.

Başınıza Her ne musibet geldi ise, kendi ellerinizle işlediklerinizden dolayı gelmiştir.
                              Şura Suresi, 30

Başına Her ne geldi ise,aptallığından ötürü geldi,Çünkü gizli kapaklı işleri anlamadın gitti.
                             Hz.Mevlana


Hepimize özgür irade verdi. Bu özgür iradeyi ne yönde kullanıyoruz. Elma yemek yerine armut yemeğimi seçiyoruz. Seçimlerimiz, insanı ihtiyaçlar üzerine mi kurulu, yoksa kendimizi değiştirmede , dönüştürmede daha iyi bir hayat yaratmada, başvuruyor muyuz irademize ?


Bugünden sonra aklımdan geçen düşünceye bile dikkat etmeye karar verdim.

Zihnimi bu şekilde eğitecektim.
Yaşamım, zihnimde ürettiğim düşüncelerin bir ürünüydü.
Aslında dinimizce emir olan her ibadet, zihni özgürleştirmeye, eğitmeye yarıyordu.
Gerçek manasını anlayabilene tabi ki.


Daha camiden çıkmadan dedikoduya başlıyorsan.
Durumu kurtarmak için , beyaz yalan diye masumlaştırmaya çalıştığın yalanlara sarılıyorsan.
Allah lafzını ağzından düşürmüyor, ama yanında çalışanı eziyor, insanlara burun kıvırıyor, kul hakkı yiyorsan.
Domuz eti yemiyor, ama komşun açken,açıktayken,dertte tasadayken, malınla mülkünle gösteriş yapıyorsan.
Alkol içmiyor, ama kana susamış bir vampir gibi başkalarının yaşam enerjisini içiyor, insanların, kalplerini kırıyor, duygularını istismar ediyorsan.

Kusura bakma, daha çok badire atlatacaksın. İçin hep huzursuz olacak. Mutlu olmayacaksın.
Bir gün anlayana kadar, aynı olay döngüsünde dolanacaksın.

Ama şu şunu yaparken ben nasıl bunu yapmam/söylemem. Zaten daha önce de söyledin/davrandın. Ama o kişi bu davranış kalıbına devam edecek. O değişmek istemiyor. Sen istiyorsan , aynı şekilde davranmayacaksın.

Gönül gerçekten samimiyetle istiyorsa , "Nasıl"ını evrene bırak, o sana çözümleri zaten sunuyor.

Allah isteye nasip etsin.
Beni çok etkileyen,dönüştüren deneyimler yaşadım.

Sevgiyle Kalın.













28 Temmuz 2015 Salı

Suudi Arabistan'da Kadınlara Özel Kariyer Fuarı: Astepahead

Selamlar,

Araya bir IELTS sınavı bir de Türkiye'ye gidiş geliş girince, bloğumu yazmaya vakit bulamadım.

Açıkçası Blog yazmanın bu kadar disiplin gerektirdiğinin farkında değildim.

Tek kişi bile okuyor olsa, o kişiye karşı sorumlu hissetmeye başladım kendimi.

Aslında buradaki maceralarım, kendimi tanımam konusunda  bana da yardımcı oluyor. Amacım buradaki deneyimlerimi, Arabistan'a taşınacak/gelecek kişilere , Cidde'yi bilebildiğim ölçüde aktarmaktı. Fakat bloğuma yazabileceğim olayların içindeyken , kendimi daha "an"da kalmış hissediyorum. Her ayrıntıyı yakalamaya çalışırken geçtiğim gözlemci modu sayesinde, kendimi de dışarıdan görebiliyorum.

Buraya geldikten sonra ilk fark ettiğim, sınırları keskin şekilde ayrılmış üç farklı yaşam şekli olduğuydu.

Paralı Araplar ve onların mistik, içlerine kapanık hayatları.

Paraya ihtiyacı olan , kapitalizmin en büyük dişlilerini oluşturan, çoğunlukla komün bir şekilde yaşayan , hizmet sektöründeki ekspatlar. Bunlarda kendi içlerinde İngilizce bilenler ve bilmeyenler olarak ayrılıyor. Eğer İngilizcesi var ise, daha iyi işlerde çalışıyorlar.

Üçüncü olarak da , kalburüstü tabir edeceğim,eğitimli, ülkesinde kazandığının en az 5 katını kazandığı için bu ülkede olan, kendi hayat standartlarını bir şekilde bu ülkeye sokabilmiş , genellikle compoundlarda yaşayan expatlar.

Aslında uzak durmak istediğiniz ama içten içe de merak ettiğiniz bazı gizemli durumlar vardır ya. Şöyle bir bakıp çıkmak istersiniz ama bazen geri dönüşü de olmaya da bilir.

Araplar ve içlerine kapanık hayatları için bir yanda söylentiler, bir yanda gözle görülenler varken kesinlikle uzak durmak istiyorsunuz. Öte yandan her toplumda olduğu gibi çok kötülerin yanında çok iyiler de olabilir, yeni bir insan tanıma şansını da ön yargılarla kaçırmak istemiyorum.

Türk toplumu olarak, Türkiye'de yaşayan diğer halkları yeni yeni anlamaya başladığımız, ön yargılarımızı yıkmaya çalıştığımız şu dönemde, bu çabamı fersah fersah öteye taşımaya niyetliyim.

İngiliz bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine, Cidde'de yapılacak kariyer fuarına İnternet üzerinden kaydımı yaptım.
Sadece kadınlara özel bir fuar olması ve daha önceki senelerde de başarıyla yapılmış olması, beni şaşırtmıştı.

Bu sefer Uber yerine, Careem 'i kullandım zira fuarın sponsorlarından biriydi.

28 Nisan 2015 sabahı saat  9 da, Cidde Hiltondaydım.

Fuar için ayrılan konferans salonları bölümüne gittim. Azımsanmayacak bir sıra vardı.
iki sıra üniversite öğrencilerinin girişi için görünüyordu. Ben de daha kalabalık olan üçüncü sıraya geçtim.

15 dakikaya yakın bekledikten sonra sıra bana geldi.

İsmimi sistemde aradılar ve bulamadılar. Sonra bilgisayara kendim de yazıp bir daha arattık. Maalesef ismim yoktu. Görevli kız , davetiye elinize ulaştı mı? diye sordu. Web sitesi üzerinden kaydımı yaptığımı ve adıma bir davetiyenin ulaşmadığını söyledim.
Görevli kız; "siz ziyaretçi için kayıt yapmışsınız. davetiye sadece VIP lere, konuşmacılara ve üniversite öğrencilerine geliyor, ziyaretçiler için akşamüstü 5 te açılacak fuar " dedi.

Üzüldüm.

Sıradan çıktım,ayağım geri adım atmışken zihnim bir saniye kızım bu iş burada bitmez dedi.

 VIP lere ve konuşmacılara kartlarının verildiği alana gittim.

İçeri girmek istediğimi ama davetiyemin olmadığını anlattım. Kız beni tekrar ilk girdiğim sıraya yönlendirdi. Dedim orada vermediler. O zaman yapabileceğim bir şey yok dedi. Ben de durur muyum , yapıştırdım cevabı.

 " Web sitenizin İngilizce kısmında  böyle bir bilgi yok, ayrıca size konu ile ilgili mailde atmıştım herhangi bir geri dönüşte alamadım, şu anda tekrar eve geri dönmek istemiyorum ve konuşmacıları da dinlemek istiyorum." dedim.

Kız bir an duraksadı.

Hayatları boyunca, evlerinden dışarı çıkabilmenin yollarını arayan bu kızların üzerinde "eve geri dönmek istemiyorum" cümlesi hiç beklemediğim bir etki yaratmıştı.

Gel benimle dedi, tekrar ilk sıraya gittik, oradakilerle konuştu, bana boş bir isimlik kart çıkardılar. Kendi ismimi kendim yazdım ve evet, artık içeri girebilirdim.

Önüme ilk gelen masaya oturup, bir güzel yerleştim.

Etrafımda peçeli, üniversite son sınıf öğrencisi olan Suudlu kızlar vardı. Oldukça çekingenlerdi. Görevliler ve konuşmacılar ise değişik milletlerden idi.

Kendime, bazıları Arapça olacak konuşmalar için, çevirmeni dinleyebileceğim bir kulaklık aldım.

Orta doğunun pek çok yerinden , başarılı kadınlar, konuşmacı olarak gelmişlerdi. Hepsinin bir başarı öyküsü vardı. Kadınların istisnasız hepsi, kadınlar için oldukça zorlu olan bu coğrafyada, herhangi bir batılının harcayacağından belki yüz kat fazla mücadele ederek ve efor sarf ederek bugünkü oldukları konuma gelmişlerdi.
Mücadelenin ve azmin , iki ayaklı somut birer örneği idiler. Ve burada, hayata yeni atılacak bu ürkek kızlara hem rol model oluyor hem de tavsiyeler veriyorlardı.

Toplumlarınca biçilen rolleri evlerinde çocuk doğurmak olan bu kızlar,  konuşmacıların içinde hem anne olup hem de kariyer basamaklarında yükselmiş kadınlara , hem anne olup hem de nasıl kariyer yapılabileceğini soruyorlardı.

Evlilerin çoğunlukla eşleri, evli olmayanlarında anne-babaları onları manevi olarak desteklemişti. Önemli noktalardan biri buydu.

Ve tabi ki inanmak. Kendine inanmak. Yapacağına inanmak. Ve yılmamak. Ne yaşarsa yaşasın, köşesine çekilmeden, hayata küsmeden yoluna devam etmek.

Konuşmacılardan birine, iş hayatında bir kadın olarak yaşadığı en kötü tecrübeyi sordular.
O da bir müşterisiyle görüşmeye gittiğinde, kadın olduğu için müşterisinin onu ciddiye almadığı ve müdürünün (erkek olan) nerede olduğunu sorduğunda yaşamış. Müdür pozisyonunda olan zaten konuşmacı kadınmış. Ama bu bariyerleri bile azmiyle aşmış ve şimdi görüşmelerde sadece onu tercih eden büyük bir müşteri kitlesi varmış.

Yani o gün o kadın eve gidip, hayata küsseydi ve bir daha çalışma hayatına dönmeseydi, ne bugün ki yüksek pozisyonunda olabilecekti ne de biz onun, bizleri motive eden bu başarı hikayesini dinleye bilecektik.

Kadın konuşmacılar, ingilizceyi harika konuşuyor, çoğu amerika ya da ingilterede eğitim görmüş, sonra tekrar ülkesine dönerek ülkesine bir değer katıyordu.


Web sitesinde konuşmacı olarak iki Türk kadınını da görmüştüm ama yoğun programlarından olsa gerek, fuara katılmamışlardı.

Ortadoğuda kadınlara yönelik bir fuarda, Atatürk ilkeleri sayesinde, coğrafyasındaki kadınların çok çok ilerisinde haklara sahip olabilmiş kadınları da görmek isterdim.



Belki onlardan biri olarak katılırım bir gün bu fuara :)



Her sene düzenlenen bu fuara seneye daha bilinçli şekilde gitme isteğim var.
Göreceğiz.
Kendimi akışa bırakıyorum.
Sevgiyle









22 Nisan 2015 Çarşamba

Cidde'ye gelirken;-1- Bavul Seçimi

Selamlar;

Bavul hazırlarken nelere dikkat edilmeli?

Çok seyahat edenler muhakkak püf noktaları biliyorlardır. Ama bir yere yaşamak için taşınmak biraz farklı bir hazırlık gerektiriyor.

Bavul hazırlamak gerçekten bir sanat.

Ben öncelikle gideceğim belli olduktan sonra, bir liste tutmaya başladım. Mutfakta yemek yaparken aklıma blendırı koymak mı geldi, hemen listeye yazdım. Eşim şunu getirsen iyi olur mu dedi , hemen listeme yazdım. Böylece gidecekler listem , ihtiyaçlar doğrultusunda oluştu.

Eşim yılbaşında bana sürpriz yapıp 5 günlüğüne Türkiye'ye gelmişti. Hatta yanında bavul bile getirmemiş , bavul sırası beklememek için. Ama ben bunu kaçıramazdım. 30 kg bagaj hakkı boşa gidemezdi.

Vakumlu Huruç torbaların , orta ve ufak boylarından aldım. Ve o torbalar sayesinde , ilk parti gönderimimi hazırladım. Aşağı yukarı şunları yolladım;

- Yüz yastıkları

- Çarşaf

- Yüz havlusu

- Pazarlarda 5 tlye satılan, banyoya koyulabilen, üzeri yumuşak yer paspasları,

- Çift kişilik pike

- Clipso Düdüklü Tencerem :)

- Günlük çatal -kaşık (iyi ki de koymuşum, İkea'dakileri beğenmedim, marketlerdeki de teneke gibi)

-Denizli -Buldan dan aldığım peştemaller. (Bunlar banyo havlusu olarak oldukça kullanışlı. Hem çok az yer kaplıyor, hem pamuklu olduğu için sağlıklı ve de çok çabuk kuruyorlar. Bence seyahatler için oldukça kullanışlı.)

-Türk kahvesi cezvesi, elektrikli olanlardan. (sinbodan çok ucuza, buraya yollamak için almıştım. Şu an kullanıyorum , çok da başarılı.)

-İki adet fincan

-Türk Kahvesi

-Kullanmadığım Tül perdeler.( Arabistan'daki evlerin tavan boyları, bizimkilerden neredeyse bir 45-50 cm daha uzun, Türkiye'deki evde yere değen perdeler, burada camın biraz altına denk geliyor. Böylelikle yeni bir moda akımı başlatmış oldum)

Tüm bunları, eşim; -"Buna gerek yok oradan alırız, şunu koyma orada var". derken hazırladım. Orada muhakkak vardı da, 3 ona 5 buna derken ufak tefek eşyalara oldukça fazla para gidiyor.
Şirket ev kiramızı, arabamızı, ev için demirbaş olan eşyaları karşılıyordu çok şükür ama diğer masraflar bize aitti, bunları ne kadar minimize edersek o kadar iyi.

Günümüzde ev ekonomisinin şekil değiştirdiğini düşünüyorum. Tabii ki tarhana yapmak, salça yapmak ne bileyim mantı açmak, güzel ve sağlıklı girişimler ama çalışma hayatına katılmış kadınların çoğu, mevcut kıt kaynakları etkin kullanabilmenin, ev ekonomisinin bir parçası olduğunu biliyor. Yani bavulunuza koyduğunuz eşyalar, pahada ağır, yükte hafif olmalı. Kilosunu tartmadan dev gibi bir bavul hazırlarsanız, hava alanında ödeyeceğiniz para yüzünden, yapmaya çalıştığınız tüm ekonomi , çöpe gider.

O yüzden varsa evdeki, yoksa da komşudan isteyeceğiniz basit bir baskül ile, bavulunuzu hazırladıktan sonra muhakkak tartın.

Ben yılların alışkanlığı ile , bavulları tam kilosunda hazırlama becerisi geliştirdim ama buna rağmen mutlaka tartıyorum.


  • BAVUL SEÇİMİ



Mevcut bavulumu yılbaşında eşim ile gönderdiğimden, kendime yeni bir bavul almam gerekti.

Başladım araştırmaya. Bir İngiliz atasözünün dediği gibi"ucuz mal alacak kadar zengin değilim". Fakat bir bavula bin TL verecek kadar da değilim. O sebepten bütçemi 300-400 TL olarak ayarladım.

Fiyat uygunluğu önemli fakat bundan daha önemlisi var o da; dayanıklılık. Kimse,bagaj bandında parçalanmış bir bavul görmek istemez. Bavulları feci şekilde atarak taşıdıkları göz önüne alınırsa, Çin malı bir bavulun akıbeti daha baştan bellidir.

Youtube'da bavullar için karşılaştırmalı dayanıklılık testleri var. Bavullara yapmadıklarını bırakmamışlar. Üzerinden arabalar mı geçmemiş, balyozla mı parçalamamışlar. Her neyse, bu test sonuçlarına dayanarak,  "Delsey" markasında karar kıldım. Fransız malı olan bir bavul, karşılaştırmalı testlerde Samsonite ile yarışıyor ve fiyatı daha uygun.

Fiyat ve dayanıklılığın yanında, bavulun hafifliği de üçüncü bakacağınız nokta olmalı. Kendisi 6-7 kg gelen bir bavul, bagaj hakkınızın beşte birini tek başına yer. Baktığım model 84 L ve 4.42 kg.

Tamam tüm verileri elde ettik , sıra almaya geldi. Hmm çok iyi de, Türkiye'de bu markanın distribütörü yok. Amazon üzerinden alsam, her gün artan dolar fiyatlarıyla, benim için hiç de ekonomik olmayacaktı.

Niyetin gücüne inanıyorum. Bir şeye niyet ederseniz ve isterseniz, evren, dinamiklerini o yönde işletiyor. Türkiye'de distribütörü olmayan benim bavul, Hepsiburada'da %40 indirime giriverdi birden. Neredeyse 600 TL olan bavulu, 360 TL civarında bir paraya, hem de taksitle aldım.

Model ismi de Enigma Spinner.


Eşime geçen sene gitmeden evvel, Pierre Cardin'den bir bavul almıştık. O da oldukça hafif ve güzel bir bavuldu. Fakat, ilk kullandığında, bagajı teslim aldığında fermuarı açık bulmuş. İçinden bir şey eksilmediği için tutanak tutturmamış. Bu fermuarın gizemini hala çözemedik. İçine bakmak için Araplar mı açtı, yoksa oradan oraya atarken patladı mı hala bilemiyoruz.

Ben onu en uygun zamanda  bir test edeyim, nasıl olsa test tekniklerini youtube dan öğrendim:)

Bavul geldi, listelerim aşağı yukarı hazırdı. Artık vizemi bekliyordum.

Tam 10 ay boyunca ikameyi yani oturma iznini bekledikten ve o kadar da kolay çıkmayacağını idrak ettikten sonra, aile ziyaret vizesi için işlemleri başlattık. Bekleyişimin 11. ayının başında, bir cuma günü, vizemin çıktığı haberi geldi. Biletimi ne zaman alalım diye sordular. Artık daha fazla beklemeye takatim kalmamıştı, hemen akabinde ki perşembe gününe aldırdım.

Gerekli vedalaşmaları yapmak için kendime bir gün verdim. Cumartesi gecesi evime geldim. Bu evi tamamı ile kapayıp, son alışverişlerimi yapıp,bavullarımı hazırlamam ve arabayı kullanarak İstanbul'a götürüp,Kayınvalideme bırakarak, oradan Arabistan'a gitmem için tam olarak 4 günüm vardı.

Bunun bir gününü de yolda geçireceğim hesap edilirse, 3 günde, sistemli bir şekilde çalışmalıydım.

İşte listelerin faydası böyle zamanlarda ortaya çıkıyor.


  • EŞYALAR


-Mutfak gereçleri; zamanında tupperdan aldığım ve çok severek kullandığım kepçe,süzgeç, maşalar ve mutfak makasını koydum. Hem hafif, hem de plastik değil; Tupper:))

-Blendırım, mutfakta çok kullandığım bir alet. Fiş sistemleri farklı olsada , dönüştürücülerle 220V ta çalışan aletlerinizi rahatlıkla kullanabilirsiniz. Blendırlar müthiş aletler, yaptığın çorba mı topaklandı, beşamel sosunu yine mi tutturamadın, blendırı yapıştır,geç.

-Bir zamanlar Kipa'dan aldığım, peynir kesme bıçaklarım. Özellikle ufak bir satıra benzeyeni, peynir kesmenin yanında, limon dilimleme, kuru yemiş parçalama gibi birçok şeyde kullanıyorum.

-Evdeki açılmamış çöp torbaları, bulaşık süngerleri, mutfak bezleri, fırın eldiveni vs.

-Bulaşık Makinası Tableti!  Evet bunu , çok bilimli eşim sayesinde koydum, itiraf edeyim. Kapsül Jel şeklinde olanlar Arabistan'da yok ve tabletlerde oldukça pahalı. O sebepten bagajınızda yer varsa bence getirmelisiniz, ilk dönem nerede ne var araştırdığınız süreçte elinizin altında bulunur.

-Biraz daha havlu, yastık kılıfı. Bir dönem 1 tl diye o kadar çok yastık kılıfı almışım ki, daha iki evi çıkartacak yastık kılıfım var.

-Makyaj malzemelerim. Bir kısmını ayırdım, hepsini götüremezdim.Görümceme verdim.

-Takılarım. Açıkçası burada enva i çeşidi var , ben değerli olanları aldım. İncik boncuk getirmedim.

-Şampuanlarım. Şampuan konusunda çok hassasım. Parabensiz, silikonsuz ve mümkünse SLS içermeyen daha doğal , bitkisel ürünler kullanıyorum. Bu konuda OTACI'nın ürünlerini beğeniyorum. Yabancı markalardan da AUSSIE'nin nane özlü saç krem-maskesini severek kullanıyorum. Burada AUSSIE'de OTACI'da yok. Fakat şu anda Herbal Essences kullanıyorum. Organix in ürünlerini de marketlerde kolaylıkla bulabilirsiniz. Bir daha ki sefere onu alacağım.

-Tampon!! Arabistan'da tampon yok, ama muhteşem bir deniz var.Ne olur ne olmaz, yanınıza alın derim. (La Plage maceralarımda denizi,kumsalı,güneşi de anlatacağım.)

-Türk kahvesi!! Burada, haliyle Arap kahvesi meşhur. Hatta marketlerde Türk kahvesi olarak satılanlar da Arap kahvesi çıkıyor Daha yoğun ve keskin bir aroması var.

Ha Türk kahvesi stokumuz bitince ne yapacağız diye dert etmeyin. Şu an bulabildiğim, RED SEA MALL un yemek katında, Turkish Goodies diye bir kiosk var. Orada Damla sakızlı, sade türk kahvesi var. Fiyatı 25 SAR. Ama bir tiryaki; tatava yapmaz, alır geçer.

-Zeytin.

Zeytin konusu burada biraz sıkıntılı , yani ananem Şirince'li bir zeytinci olduğundan, zeytinyağı ve zeytine çok dikkat ederim. Zeytin yağımı getirmedim tabii  :) O kadar da değil.

Ayrıca yukarıda bahsettiğim kioskta, Tariş'in salamura siyah zeytini, cam şişede yeşil zeytini vs de var. Salamurasını aldım , beğendim.

-Koltuk yastıkları için kılıf.

Bunun da bir hikayesi var.

Kayın validem bu aralar dikiş işlerine merak saldı. Kışın yanına gittiğimde beni, İstanbul-Göztepe'nin arka tarafında, Fikirtepe'nin orada kurulan bir kumaş pazarına götürdü.

Aman Allah'ım. Nasıl bir izdiham!

Yan tarafta akan dereden gelen kokular , bu kokuları hiç kimsenin takmaması, satıcıların bağrışları, İplerden sarkan rengarenk,türlü desenlerde kıyafetler, kumaşlar. İnsan profilinin çeşitliliği. Ablalar, Yengeler, Bacılar,Hanımlar...


Pazara adımımı attığım anda, orada insanüstü bir şeylerin olduğunu anladım.

Herkes, süper güçlerini açıp, X-women moduna geçmiş, sergilere saçılmış kumaşları, bir saniyede X-ray ile tarayarak, doku,ilmek,desen,kumaş türü analizi yapıyor, elini sağdan uzatıp , soldaki kumaşı ışık hızında çekiyordu.

Diğerleri yine saniyenin onda birinde, gün yüzüne çıkan bu yeni kumaşı tartarak değer biçiyor, eğer değersiz görürse karıştırmaya devam ediyor. Ama yok iyi bir parça olduğunu düşünüyorsa, pusuya yatıp bekliyor, bazen diğer kahramanın elinde tutmasına aldırmadan,bir kaç hamleyle dokunup,yorum yapıyordu.

 Bir yandan diğer gözüyle, kumaş yığının arasından bu kumaşla aynı moleküler yapıya sahip diğer parçasını araştırıyor.

İlk önce kendimi kenara çektim. Hem ben kumaştan ne anlardım, altı üstü kumaştı işte. Bu kadar kuduracak ne vardı?

Sonra dereden gelen koku beni iyice hipnotize etti ve yavaş yavaş tezgahlara yanaşmaya başladım. Sihirli,yeşil dereden gelen bu koku, koku alma duyusunu köreltip, genzi yaktıktan sonra, görme ve dokunma duyusunu güçlendiriyordu.

Bir atmaca bir şahin gibi, tezgahların en ücra köşelerine böylelikle ulaşıyordun.

Yine aynı süper güçlerin etkisi ile, kumaşı yırtmadan, tezgahı devirmeden el çabukluğu ile yığından çekip alıyordun.

Kokuyu duymamaya başladığım anda, ben de bu çılgınlığa katıldım. 1 saat sonunda, organzeleri tutuyor, medine ipeklerini çekiştiriyordum. Teyzelerin yorumlarını dinliyor ve ilk defa kafamı aşağı yukarı sallamak suretiyle Teyzelere hak veriyordum!

Evet her şey özeldi.
.
Ve en sonunda elimde, içinde 6 metre medine ipeği, bir büyük parça yastık kılıflık kumaş, envai çeşit kıyafetlerin boyun kısmına dikilen, boncuklu yakalar bulunan dev torbalarla pazardan ayrıldım.

 Gülümsüyordum. Acayip mutluydum.

Fakat tek sorun dikiş dikmeyi bilmememdi, olsundu, önemli olan bu yarışa katılıp ganimetlerimi toplamış olmaktı.

Neyse ki kayın validem imdadıma koştu da benim 5 TL ye bulduğum parça kumaşımdan, altı adet yastık kılıfı çıkarmayı başardı.

İşte bunlarda yastık kılıflarım.


-harikalar diyarından alınmış büyülü kumaşla kaplanmış yastık-



Eşyalara kaldığımız yerden devam edelim;

-Diğer kişisel eşyalar, tırnak makasları, törpü, manikür , pedikür setleri. Tabii hepsi burada da var. Oje. Siyah oje sürmüş Suudlu genç kız gördüm. Sürüyorlar yani.

-İkea'dan aldığım, alttan fermuarlı, siyah beyaz renklerde ve dikdörtgen şeklinde saklama kutuları.
Ve evet burada da İKEA var. Yani ben bunları, Türkiye'deki evimde olmasa da olur diyerek getirdim.

-Salondaki masama,sehpaya koyacağım bir kaç çeşit örtü.

-Masaj aletim : Relaxtone dan aldığım ama pek kullanmadığım aleti de yanımda getirdim. Arada masaj yapıyorum güzel oluyor:)

Yani aslında evde kullanmak istediğiniz ama bir türlü ona sıra gelmeyen bir takım eşyalar:)

-Ev terliği olan Crocslarım, dışarda giydiğim,Birkenstocklar, Skechersdan aldığım bir adet spor ayakkabısı ve babet.

-Silikon tabancam ve kurdelelerim!! Bir D.I.Y çılgını olarak, kendimce bir şeyler tasarlamayı, kurdeleleri yapıştırmayı vs çok seviyorum. Eh yeni kurduğum evimde sonsuz olanağım var.
Bu arada , burada Jarir Bookstore var, tam bir D.I.Y cenneti. Hatta silikon tabancamın silikonu bittiğinde, ona uygun silikonu bulduğum yer. Mutlaka uğranılmalı. Zaten burayla ilgili yazmayı düşünüyorum.

Bunlara ek olarak koysaydım iyi olurdu dediklerim:

  1. Doğu Karadeniz Türk Çayı : Al Rabea diye bir çayları var fena değil. Loose Tea, yani dökme çay şeklinde alabilirsiniz. Lipton da var hemen hemen aynı fiyat. Ama , biliyorsunuz biz Türklerin çay ile ilişkisi bir başka, Doğu Karadeniz çayının kokusu,tadı,rengi,o şıkırtısı....Anlayamazsınız:) yok Sadece tiryakiler anlar...Oh , olsa da içsek:)(Eşimden Not: Shara Sittin, Cadde 60'daki Türk mahallesinde, Türk bakkallarında Çaykur'un çayları satılıyormuş.:)
  2. Himalaya Tuzum: Burada deniz tuzu olarak satılan gördüm ama himalaya tuzunu henüz bulamadım.
  3. Daha çok Türk Kahvesi; Yaşasın Kuru Kahveci Mehmet Efendi! 
  4. Daha çok yastık kılıfı : tamam yastık kılıflarına takıntılıyım kabul ediyorum. Ama sıcak memleket, her gün değiştirmek gerekebilir.
  5. Çaydanlık : Bizim , halis muhlis çaydanlıklarımız burada 150 SAR'dan başlıyor, ben termos ve porselen demlik alarak soruna geçici çözüm bulmaya çalıştım. Zaten Doğu Karadeniz çayı olmadan o çaydanlığa yazık yani..:)
Koymaya Gerek Görmediğim:
  1. Saç kurutma makinesi: Ağır sinüzit probleminiz yoksa, kış ayı toplamda 5 gün sürdüğü için , getirmeseniz de olur.

Şimdilik Bu kadar
sevgiyle kalın