10 Mart 2015 Salı

Cidde'de ilk hafta

İşte yeni hikayemi yazmaya başladığım şehir ile ilgili ilk izlenimlerim ki daha üçüncü günüm olduğundan ve evde düzen kurmakla uğraştığımdan henüz çok dışarı çıkamadım. Bir kere eşimle markete gittim. Ama tabi ki gözlemci modunda olduğumdan , havaalanına indiğimden beri karşılaştırmalar yapıyorum.
Hatta uçağa bindiğimden ya da binmek için gittiğim Atatürk havalanından beri diyelim.
Abayamı ve baş örtümü , uçakta giymek için el bagajıma aldım.
Uçağa alım başladı, Bizi uçağa taşıyacak otobüse bindik .Umreye giden bir kafile ile beraberdim. Otobüs hareket ettiğinde , kafileden insanlar dua etmeye başladı. O an ki hislerim tarif edilemez, gözlerimden yaşlar boşalmaya başladı. Tam 11 ay bu anı beklemiştim, beni kocama, hayat arkadaşıma, en yakın dostuma , sevgilime ve yepyeni bir hayata taşıyacak o uçağa binmeyi...

 Hep arkada kalanlar, bir gün giden olunca, duygular kontrolden çıkabiliyor. Hangisi daha zor hep sorulur ya, bilinmeze giden mi? Arkada kalıp sevdiğini bir bilinmeze gönderen mi? Giden için yeni bir yerin heyecanı, bir şeyleri arkada bırakmanın rahatlığı olduğu aşikar. Gönderen ise aynı yerinde, aynı evde , aynı sokakta, bu sefer sevdiği yanında olmadan varlığını sürdürmeye çalışır. Her şey bilindiktir , heyecan yok ama hüzün havada asılı bir şekilde durur. Giden yerinde rahat mı , yemeğini yedi mi, ilacını içti mi , bu düşüncelerle oyalanır. Birbirini çok seven insanlar ayrı kaldığında, özlem elle tutulur, somut bir hale geliyor. İlk zamanlar yemekler iki kişilik hazırlanıyor ama yalnız yeniyor, ev derlenip toparlanıyor bir türlü dağılmıyor, Mutlak bir sessizlik hakim. Geçmişin kahkahalarını dinletiyor duvarlar, hatırladığın sevinçli anlara gülümsetiyor seni fotoğraf çerçeveleri... Geleceğe pek umutla bakmadığın zamanlarda, an da tutunmaya çalışıyorsun.
"Umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır" nihilizmini bir kenara bıraktım. Umut ettikçe vardım. Bazı günler birbirinin aynıydı, bir saniyesini değiştirebilme ümidiyle yaşadım.

Uçak demiştim, uçakta hostesler dışında tek açık bayan bendim, açıkçası yine empatim tavan yapmış durumdaydı, çok ekstrem bir söylem olsa da annesinin diz kapağından tahrik olabilecek bir zihniyette olan erkek milletini, daha fazla çileden çıkarmamak için ve en çok da meraktan abayamı giydim ve başörtüsünü de taktım.
Meraktan diyorum, açıkçası Arabistan'a gideceğim belli olunca, milletin ilk tepkisi , AAA orada örtüneceksin , kara çarşaflara gireceksin olmuştu. Millet, eş , dost , çevrenin en iyi yaptığı iş , bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olacak kadar öz güveninin olmasıdır. ( Buna öz güven de denmez, cahil cesareti diyelim).Çok uzun süre önce, bu toplumun ön yargılarından yılıp,onları dinlemeyi bıraktığımdan , paniğe kapılmadım. Araştırdım. Bilgi artık , belki de dünya tarihinde hiç olmadığı kadar yakın insanoğluna, tek tuş ötesinde. Ama yine belki dünya tarihinde, insanoğlu cehaleti hiç bu kadar sevmemişti. İlim Çin'de de olsa alınız, diyen hadislerden nerelere gelmişiz. Yazık.

THY  bizleri çok güzel ağırladı. Öğlen 12 seferi yeni konan bir sefermiş, uçağımız nispeten boştu, orta sıradaki yerimden cam kenarına nakil oldum. Öğlen saati de olduğundan , aşağıyı çok net görebildim.
Sevdiğime ulaşmak için, dağları, tepeleri , denizleri ve hatta çölleri aşıyordum. Suriye üzerinden uçuş yasağı olduğundan , Mısır üzerinden uçtuk. Mısır'a bir kere gitmiş, sahra çölüne ve piramitlere ayak basmıştım. Şimdi üzerinden geçip başka bir arap ülkesine uçuyordum.

Binlerce metre yukarıda olmamıza rağmen, çölden yansıyan güneş gözlerimi acıttı.  Masallara konu olan o gizemli ve mistik havasıyla, bu dev,geçit vermez, parlayan yeryüzü şeklinin  üzerinden , binlerce yılın anısına şahitlik ederek geçiyordum. Zamanın kumları beni tam 579 sene geriye götürüyordu. Bilindiği gibi Arabistan'da Hicri ay takvimini kullanıyorlar ve şu an tam olarak tarih Jumada al Akhir 1436.

Bir süre bununla ilgili de komiklikler yapmıştım, bizden geri olduklarına dair espriler filan. Havalanından çıkıp yoldaki arabaları ya da bir markete girince raflardaki ürünleri görünce bu şakalar yerini hadi canım şaşkınlığına bıraktı. Ha gelişmişlik sadece arabayla, eşyayla , gıdayla olmaz bu doğru. Bu da ayrı bir yazının konusu olsun.

Trafik yoğun, ama davranışlar tanıdık. 90 ların sonuna doğru, gelişmekte olan bir doğu avrupa ülkesi olmayı bırakıp, asyayla avrupayı birleştiren bir ortadoğu ülkesine dönüştüğümüzden beri, şu ana kadar gördüğüm hiç birşey beni şaşırtmıyor. Bizde en sağdaki emniyet şeridinden giden şark kurnazları, burada da sol şeridin en solundan giderek ,nihayetinde paşaya kelleyi yetiştiriyor.

Mahallemiz oldukça güzel, Suudlara ait villalar ve apartmanlarla çevrili. Türkiye standartları için lüks , burası için orta halli bir apartmanımız var. Girişini ve evimizi çok sevdim. Zaten niyetim burayı ,bu hayatı sevmek, önyargılarımdan sıyrılıp geldim.

İkea evimizin her şeyi olmaya burada da devam ediyor. Az ve öz eşyamız var, Zaten çok eşya seven bir insan değilim. Türkiye'deki evimde öyledir.

Eşim ben gelmeden alışverişi yapmış. Hemen yiyecek bir şeyler hazırladım. ve Ta da! , Falafel karışımı. Eşimde vejetaryen olduğundan ve 11 aydır burada yaşadığından nerede ne bulunur çok iyi öğrenmiş. İşin ilginci, vejetaryen ürünlerin çeşitliliği de Türkiye'dekilere taş çıkartacak cinsten. Burada Vejetaryenlik ile ilgili de yazacağım. Çünkü bu durum da o malum "çevreleri" çok şaşırtan bir konudur. Neeee vejetaryenmısınız, e eşin Arabistan'da aç kalmıştır, orada hep et var sebze meyve yok (!?!?) .

İlk zamanlar ciddi anlamda insanlara açıklamaya çalışıyordum. Sonra anladım ki onların duymak istediği hikaye bu değil. Sanırım " evet çok aç kaldık, bizi vejetaryen yapan tüm etik değerleri bir kenara bıraktık ve artık et yiyoruz" desek, onları dünyanın en mutlu insanları yapacağız. Çünkü maalesef ki insanımız, başarısızlık hikayelerinden beslenen , onlarla mutlu olan ve kendi varlığını bu hikayeler üzerinden tanımlayıp, içlerine su serpen bir düşünce yapısına sahip.

Bu da değişik bir sorumluluk aslında, sen bir şeyleri başarıp, hayata daha sıkı tutunmaya başladıkça, bu hiç bir şeyi onaylamayan, memnuniyetsiz güruh, ellerini önünde kavuşturmuş, gözlerini sana dikmiş, seni sürekli izliyor. Ve sen ayağın takılıp, sendelememek için oldukça fazla bir efor sarf ediyorsun.

Her neyse...

Cidde'de daha şimdiden 32 santigrat derece. İzmir'de bile mart kapıdan baktırır , kazma kürek yaktırır sözü geçerlidir, cemrelerin düşmesi tamamlandıktan sonra bile. Burada iklim değişmediği için , iklimlendirme üniteleri evin her odasına yerleştirilmiş. Yani evin her odasında ayrı mevsimi yaşayabilirim :) Ama ben sıcak insanıyım, çok soğukta, sürekli kasılmaktan psikolojim bozuluyor.
Ama sabahtan öğlene kadar evin pencerelerini açabiliyorum. Deniz kokusunu duyduğumda bana huzur vadeden bu şehri sevebileceğimi bir kez daha anladım. Deniz olmayan yerde de yaşayamam.
Ve kuş sesleri. Evet çölde kuşlar yaşıyor. Ve cikliyorlar. Yine çok şaşırtıcı bir şey bence.Sanırım Arabistan hakkında engin bilgileri olan o "çevrelere" daha bu bilgiyi veremeyeceğim. Daha hazır değildirler. Sebzesi meyvesi olmayan yerde kuşlar yaşasın...Yoo yoo bu kadarı onlara fazla gelir.

Daha corniche gidemedik. Cidde'nin deniz kenarı. Bizim kordonun yerini tutabilir mi bilmiyorum, bir gün batımı izleyip değerlendirmem lazım:)

Eşim çok yoğun bir hafta geçirdiğinden ve şu an da bir şöförüm olmadığından bugün evde 6. günüm.
Buraya geleceklere tavsiye, çantanızı hazırlarken bunu nasıl olsa dışarıdan alırım düşüncesi ile hazırlamayın, az da olsa , sizi 3-4 gün idare edebilecek şekilde, gerçekten ihtiyacınız olan şeyleri yanınıza koyun.

15. mekanına yeni taşınmış biri olarak söyleyebilirim ki, herkeslerin müdür olduğu şu zamanlarda , kendime "bavul hazırlama direktörü" diye kartvizit bastırmayı düşünüyorum. Verilen ağırlık limitleri doğrultusunda en etkin bavul hazırlama tekniklerini geliştirdim, bunu da halkın hizmetine en kısa zamanda sunacağım.

Şu anki duygu durum : Huzur.

Cidde'de, herkes ibadet ettiğinden olsa gerek, oldukça pozitif enerjiler var. Tam anlamıyla huzur ve dinginlik var. Bu evde otursam da , bunalmayı engelliyor. Türkiye'de hissetiğim ise Kaos, öfke ve depresyondu. Genel anlamda ülkeye bu hakim çünkü.

Şimdilik Bu kadar
kendinize iyi bakın




0 yorum:

Yorum Gönder